Su yönetiminin verimli olabilmesi için ilk başta yapılması gereken birim üretim başına su kullanımının mutlak minimuma çekilmesidir. Örneğin ortalama büyüklükte bir piliç tesisinde günde 1000 metreküp su kullanılmaktadır. Bu su piliçlerin tüylerinin yolunması öncesinde haşlanmalarına, tüyleri yolunduktan sonra soğutulmalarına, piliç göğüs, but gibi parçalara ayrıldıktan sonra durulanmalarına, tesislerin temizlenmesine, kamyonların yıkanmasına vb. harcanmaktadır. Neredeyse tüm piliç fabrikalarının yöneticileri için bu su tüketimi bir veridir, dolayısıyla azaltılması için tasarruflu davranmayı öğütlemenin ötesinde sistematik bir yaklaşım söz konusu değildir.
Su kullanımının verimli olabilmesi için üzerinde çalışılması için gereken bir diğer konu proses suyunun geri dönüştürülerek yeniden kullanılmasıdır. Ancak proses suyunu yeniden kullanmayı denemek önceleri hiç karşılaşılmamış sorunlarla uğraşmayı getirmektedir. Örneğin suyu geri kazanmak için buharlaştırma yapılırken kalan su içinde organik ve inorganik malzemelerin konsantrasyonu yükselmektedir. Bu durumda hem ürünün spesifikasyonları bozulmakta hem de daha tuzlu, dolayısıyla daha agresif hale gelen su, ekipmanları daha hızlı biçimde korozyona uğratmaktadır. Keza buharlaştırma amacıyla suyu ısıtmak bakterilerin çoğalmasına da yol açmaktadır. Bakterilerin üremesini kontrol altına almak amacıyla ultraviyole ışınları kullanmak da yarar getirmemekte, çünkü suda biriken organik bileşenler bu ışınları ya emmekte ya da bloke etmektedirler. (Problemler olmazsa inovasyonlar da olmaz. Bakterilerden arınma zorunluluğu yeni yöntemler getirmekte, bunlardan biri de “pulsed electric fields” teknolojisi. Şimdili meyve suyu üretiminde ideal sonuç veren bu teknoloji pek yakında yaygınlaşacak.)
Yazımı su konusunu işlemem için beni yönlendiren Otkonsaş’ın Genel Müdürü Sayın Zafer Baysal dostumun sözü ile bitireyim; “Su ve Atık Su Yönetimi Gelecek 20 yılın baş konusu, bir an önce öğrenmeye başlasak çok iyi olacak!”