Günümüz tesislerinde bakım, artık yalnızca teknik bir zorunluluk değil; doğrudan işletme performansını ve yatırım kararlarını etkileyen stratejik bir yönetim alanı. Yaklaşık 20 yıllık saha ve yönetim deneyimiyle Mars Sportif A.Ş. Tesisler Kıdemli Bakım Müdürü, Makine Yüksek Mühendisi, MBA, EY Gürkan Kalafat, bu dönüşümün sahadaki karşılığını en net biçimde okuyan isimlerden biri.
Kalafat ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; Bakım 4.0 yaklaşımının tesis yönetiminde nasıl bir paradigma değişimi yarattığını, verinin karar süreçlerindeki rolünü ve insan kaynağının bu dönüşümde neden hala merkezde olduğunu ele aldık.
Kariyeriniz yaklaşık 20 yılı aşan güçlü bir saha ve yönetim deneyimini kapsıyor. Mekanik şeflikten grup koordinatörlüğüne uzanan bu yolculuğunuz, tesis yönetimi ve bakım anlayışınızı nasıl şekillendirdi?
Öncesinde tasarım ofisiyle başlayan, sahayla ilerleyen ve işletmeyle devam eden bu harika yolculuk, özellikle tesis yönetiminde bakım kavramının sadece arıza çözen bir fonksiyon olmadığını öğretti. Sahanın içinden gelmek, ekipman ve sistemlerle birebir temas etmek çok kıymetliydi. Zamanla gördüm ki asıl fark, işletmenin problemleri gidermekten ziyade, nedenini ve nasıl tekrar etmeyeceğini yönetebilmekte yatıyor. Uygulamadan yönetsel rollere geçtikçe, tesislerin sürekliliği, bütçe yönetimi, risk analizi ve hatta kurum itibarıyla doğrudan ilişkili olduğunu daha net görmeye başladım. Bugün görülüyor ki teknik, genel operasyonun görünmeyen ama en kritik sigortasıdır.
Bu süreç aynı zamanda bana insan faktörünün teknik sistemler kadar önemli olduğunu da gösterdi. Sahada çalışan bir teknisyenin yaklaşımı, dikkati ve motivasyonu; en gelişmiş ekipmandan bile daha belirleyici olabiliyor. Alana liderlik ettiğinizde sadece sistemleri değil, insanları da geliştiren bir “sürdürülebilir bakım” anlayışının başarıyı getirdiğini net şekilde deneyimledim.
Farklı tipte tesislerde bakım ve teknik yönetimin ortak dili sizce nedir? Nerede benzer, nerede ayrışır?
Ortak dil güvenlik, süreklilik ve planlamadır. İster bir hastane ister AVM ya da spor tesisi olsun; temel prensipler değişmez. Ancak ayrışma noktaları arızaya tolerans seviyesindedir. Bazı tesislerde birkaç dakikalık kesinti kabul edilemezken, bazılarında daha esnektir. Yatırımcı stratejisi ve tesis kullanıcı profili bu ayrımı belirginleştirir.
Her tesis, teknik bakım ekiplerinden farklı bir refleks ister. Bazı yapılarda hız ön plandayken, bazılarında detaylı kontrol ve onay süreçleri daha baskındır. Bu yüzden iyi bir teknik yöneticinin, aynı dili konuşurken aynı zamanda tesisin karakterine uygun bir yönetim modeli geliştirmesi gerekir.
Geleneksel bakım anlayışından Bakım 4.0 yaklaşımına geçişi sahada nasıl deneyimlediniz? Bu dönüşüm sizce daha çok teknoloji mi, yoksa kültür meselesi mi?
Teknoloji bu işin sadece bir parçası. Asıl dönüşüm zihniyette başlıyor. En gelişmiş sistemleri kurabilirsiniz ama ekip buna hazır değilse, o sistemler bir süre sonra âtıl kalabiliyor. Bakım 4.0, veriyi okumayı, yorumlamayı ve karar süreçlerine dahil etmeyi gerektiriyor. Bu da eğitim, alışkanlıkların değişmesi ve kültürel dönüşüm demek.
Özellikle sahada “bu iş yıllardır böyle yapılıyor” yaklaşımının kırılması zor ve zaman alıyor. Ancak küçük başarı hikayeleri, yani veriye dayalı alınan bir kararın arızayı önlemesi ya da maliyeti düşürmesi, ekiplerin bu dönüşüme olan inancını hızla artırıyor.
Artan enerji ve işletme maliyetleri, “yık-yap” yerine “yenile, güçlendir, uzat” yaklaşımını öne çıkarırken, günümüzde bu dönüşümü nasıl okuyorsunuz? Sahadaki etkilerini nasıl gözlemliyorsunuz?
Son yıllarda en net gördüğümüz değişimlerden biri bu. Yatırımcı da herhangi bir sistem veya cihazın ömrünü uzatmaya yönelik çözümleri ele almak istiyor. Gelişen teknoloji, sistemlere lokal dokunuşlarla enerji verimli, esnek ve maliyet odaklı imkanı veriyor.
Görülen en net etki, yenileme ve güçlendirme projelerinin artık sadece teknik bir zorunluluk değil, stratejik bir iş geliştirme aracı olarak ele alınması. Enerji verimliliği yatırımları, mekanik ve elektrik sistem modernizasyonları, dijital tesis yönetimi uygulamaları ve yapısal güçlendirme çalışmaları sayesinde işletme giderlerinde ciddi düşüşler sağlanırken; tesislerin kullanım ömrü uzatılıyor, varlık değeri korunuyor ve hatta artırılıyor.
Tesisler yalnızca ayakta tutulmuyor; rekabetçi, sürdürülebilir ve gelir üreten varlıklara dönüştürülüyor. Sahada gördüğümüz temel dönüşüm, bu yaklaşımın artık bir tasarruf refleksi değil; uzun vadeli değer yaratma vizyonunun ayrılmaz bir parçası haline gelmiş olmasıdır. Doğru bakım ve buna bağlı lokal yenileme kararları, milyonlarca liralık yatırımların ertelenmesini ya da daha verimli kullanılmasını sağlayabiliyor.
Bakım süreçlerinde veri, sensörler ve dijital izleme sistemleri günümüzde daha fazla konuşulurken sahadaki gerçek karşılığı ne? Gerçekten karar süreçlerini iyileştiriyor mu?
Doğru kurgulandığında kesinlikle iyileştiriyor. Dijital izleme ve sensörler sayesinde artık arızayı beklemek yerine, arızayı öngörebiliyoruz. Plansız duruşları azalttığı gibi bütçelerini daha öngörülebilir hale getiriyor.
Sahada çok karşılaşıyoruz. Fazla veri var ama bu veri karar süreçlerine yansımıyor. O yüzden her dijital yatırımın başında şu sorunun sorulması gerekiyor: “Bu sistem bana hangi kararı aldıracak?” Eğer bu cevap net değilse, dijitalleşme sahada gerçek karşılığını bulamıyor.
Teknik ekip yönetimi de en az sistemler kadar önemli. Deneyiminize göre güçlü bir bakım organizasyonu kurmanın olmazsa olmazları nelerdir?
Bence güçlü bir teknik organizasyon, net rol tanımlarıyla başlar. Herkesin neyi, ne zaman ve neden yaptığını bilmesi gerekir. Bunun yanında yetkinlik bazlı ekip yapısı, standart prosedürler ve sahaya inen bir yönetim anlayışı çok önemlidir. Tabii ki, teknik liderlerin mikro yönetim anlayışından uzak, yardımcı yetkin ekiplerle operasyonu yürütmesi bakım organizasyonları için her zaman daha sağlıklıdır.
Ayrıca teknik ekiplerin gelişimine yatırım yapmak uzun vadede büyük fark yaratır. Eğitim, sadece teknik bilgiyle sınırlı kalmamalı; iletişim, problem çözme ve dijital okuryazarlığı da kapsamalıdır. Çünkü ekipler artık sadece anahtar tutan değil, veri okuyan ve yorumlayan profesyoneller olmak zorunda.
İyi yönetilen bir bakım sistemi, bir yapıya ne kazandırır?
İyi yönetilen sistem, arızaların azalmasını, işletme maliyetlerinin düşmesini ve ekipman ömrünün uzamasını sağlar. Bunun ötesinde güvenli bir ortam ve memnun kullanıcılar yaratır. Bütçe açısından da ciddi bir öngörülebilirlik sunar. Krizler sürpriz olmaktan çıkar. Ne zaman, nerede ve hangi risklerin oluşabileceği önceden bilinir. Bu da hem yönetime hem de işletmeye büyük bir güven alanı yaratır. Bakım çoğu zaman görünmezdir ama yokluğu çok hızlı hissedilir.
Önümüzdeki 5 yıl için tesis yönetimi ve bakım dünyasında hangi başlıklar öne çıkacak; dijitalleşme mi, enerji verimliliği mi, insan kaynağı mı?
Önümüzdeki dönemde dijitalleşme, enerji verimliliği ve insan kaynağını birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil. Özellikle enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik, bakım stratejilerinin merkezine yerleşecek. Enerji performansı artık sadece bir mühendislik konusu değil, doğrudan finansal bir gösterge haline geliyor.
Ancak tüm bu dönüşümün merkezinde yine insan olacak. Sahayı bilen, sistemi tanıyan ve teknolojiyi doğru kullanan nitelikli insan kaynağı fark yaratacak. Teknik liderler, salt saha tecrübesiyle değil uzmanlıklardan faydalanan, akademik ve sektörel araştırmalar yapan, iletişimi güçlü, iş birliğine açık kişilerden olacak. Gelecekte kazananlar; en pahalı sistemi alanlar değil, en doğru ekibi kuranlar olacak.