Bugün alarm yönetimi ile ilgili sorun operatörlerin “alarm seli” altında kalmalarıdır. ISA’nın 2010’da yayınladığı raporunda bir operatörün saatte 12 alarm ile başa çıkabileceği belirtilmekte iken pek çok yerde operatörler saatte 50+ alarmla bunaltılmaktadır. Bu sıkıntı adeta ekranlar için dahi geçerlidir. Ekran, kapasitesi yetmediğinden durmadan gelen alarmlara yer açmak için öncekileri siler. Operatör de printer çıktılarına mahkum kalır, ergonomi bozulur.
Alarm selinin kök nedeni alarm yönetiminin statik olmasıdır. Örneğin proseste bir pompa durduğunda diğer pek çok alarmın anlamı kalmaz. Ancak sistem kendisine kaydedilmiş olan her bir durumun gerçekleştiğini gördüğünden çok
fazla sayıda ikincil denilen alarmları üretmeye devam eder. Operatör de bu tekrarlı alarmların geleceğini bildiği için sonraki alarmları dikkate almaz. Bunlar artık yalancı çobanın bağırmaları gibidir. Eğer o sırada başka bir sorun daha çıkmışsa onun alarmı arada kaynar gider. Nitekim BP’nin Meksika körfezindeki sızıntısında benzer durum olmuş, aynı anda doğan bir diğer sorun alarm sisteminin gereksiz haykırışları arasında kaybolmuş, facia yaşanmıştır.
Bu kök nedenin normal çözümü operatör hesabı yaparken ortalama alarm sayısını dikkate almaktır. Zekice çözüm
ise yapıyı statikten dinamiğe değiştirerek ikincil alarmları konfigürasyonla baskılamaktır. Böylelikle maliyetler artmayacak, sadece yalancı çoban sus pus olacaktır.