Orada nasıl pole pozisyonu almak önemli ama çok  zor ise benzer durum imalat dünyası için de aynı demişti. Gerçekçi ve hoş  bulduğum benzetmeyi devam ettirmek arzusundayım. İmalat otomasyonu alanında da pek çok  şey  Formula 1’deki  gibi… Burada da iyi bir stratejiye, doğru taktiklere ve somut eylem planlarına gerek var.
 
Bu alanlarda başarılı olabilmek için  verileri anında alıp değerlendirmek gerekiyor. Bunu hem geleceği tahmin etmek hem de iyi kararları hızlıca alabilmek için  yapıyoruz. Ancak bu kararları almayı otomatiğe bağlayabiliriz. Örneğin bir makina çalışır durumdayken toplanan veriler yakında bir parçasının değişmesi gerekeceğini gösteriyorsa otomasyon sistemi bunu anlayabilir ve siparişten teslime kadar geçecek süreyi de dikkate alınarak otomatik satın alma emri çıkartabilir. Tıpkı Formula’daki aracın kablosuz olarak gerçek zamanlı izlenip stopta gereken değişikliklerin yapılması gibi…
 

Dahası parça aşınma verileri makinanın tasarımını yapan firmaya da ulaştırılabilir, o da tasarımını geliştirme projelerinde kullanabilir. Bu uygulama başından beri  Formula’da var. Tasarımcılar bu dinamik verileri araçlarını uzun vadede optimize etmede kullanıyorlar. Biz de otomasyon dünyasına adapte etmek istiyoruz.

 
Bir başka örnek fabrikanın üretim miktarını hammadde ve enerji fiyatlarına bağlı olarak belirlemesi olabilir. Fabrika otomasyon sistemi metal borsası verilerine göre üretim programını stok  amaçlıdan sipariş amaçlıya geçirme kararını kendiliğinden verebilir…
 
Bu senaryo fazla fütüristik mi geldi? Yanıtı sürecin nasıl işlediğine bakarak verelim: Veriler, sensörler, transmiterler, RFID sistemleri ile toplanır. Depolama için  ‘bulut’a gönderilir. Orada OLAP, veri madenciliği gibi  araçlarla analiz edilir. Durumu doğru kavramak ve iyi öneriler geliştirmek için  simülasyondan da yararlanılır. Çıkan bulgular anlaşılırlığı arttıran görsel formatlı raporlarla fabrika yönetimine sunulur.
 
Bugün bunların hepsi var olduğuna göre iş sadece zihniyeti adapte etmekten geçmekte…