Kamu otoritesinin hangi alanlarda, hangi koşullarla destek verecekleri Dünya Ticaret Örgütü’nün yayınladığı ve ülkemizin de katkısının ve imzasının bulunduğu ‘Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler’ başlıklı belge ile belirlenmiştir. Bu belgeye göre desteklerin, öneri ve projelerin genel ekonomiye pozitif katkı sağlamaları şartı dikkate alınarak verilmesi gerekmektedir. Destek olarak verilen tutarlar çarçur olmamalı, artık değer sağlamalıdırlar. Çünkü bu kaynaklar temelde kamu kaynaklarıdır ve üzerlerinde, eskimemiş ve hiç eskimeyecek klişe ile tüyü bitmemiş yetimin hakkı bulunmaktadır.
Ülkemizde yaklaşık 20 yıldır bu tür destekler verilmektedir. TÜİK bu süre içinde ne kadar teşvik verildiğine ilişkin rakamı üretememektedir. Ancak toplam tutarın azımsanamayacak düzeyde olduğu kesindir. Bazı çevreler de bunu büyük övgü ile karşılamaktadırlar.
TÜİK çok temel bir istatistik olan toplam rakamı bile açıklayamadığı için “Destekler sonucunda ne kadar ihracat (veya ithal ikamesi) yaratıldı?” gibi bir soru sormanın anlamsızlığı açıktır. “Desteklenen firmalar herhangi bir kesime yakın mıdırlar?” şeklindeki bir soru da pek yerinde sayılmaz!
Ancak “20 yıldır alınan destekler sonucunda hangi inovatif ürünleri ve dünya pazarlarında hangi markaları yaratmışız?” sorusu bir koşulda anlamlı olabilir. O koşul da sorunun yalnızca sizlere sorulmasıdır.
Bugüne kadar verilmiş teşvikler kanımca firmalara katkı sağlamanın ötesine geçememiş, kamusal getiri oluşturamamıştır. Teşvikler verilmeye devam etmektedir, ancak ortaya herhangi bir inovasyon konulamadığı gibi, firmaların inovasyonu öğrenme eğrilerinde herhangi bir umut verici iyileşme de fark edilmemekte, dolayısıyla gelecek için umutlanma olanağı da bulunmamaktadır.
Siz size sorduğum soruyu topluca sormaya başlarsanız belki bir fayda doğabilir.