Bu savı destekleyenler Çin, diğer güney doğu Asya ülkelerini örnek gösteriyorlar. İlk bakışta ve yalnızca bazı koşullarda doğru olabilen bu görüş mutlak gerçek değil!  Mutlak gerçek olmayışının nedeninde işgücünün maliyetin tamamını değil, bir kısmını meydana getirmesi yatıyor. Bir ürünün maliyetinin yüzde üçü işçilikse ücretler arasındaki farklar önemsiz oluyor. 

Kaldı ki ücretlerle ilgili olarak dikkate alınması gereken asıl etmen ücretin tek başına değil, yarattığı değer ile birlikte değerlendirilmesi. Saat ücreti 1 lira olan bir işgören bir işi düzgün yapmak için 10saat harcıyor, bu arada bir metrekare sacın fireye çıkmasına neden oluyorken, saat ücreti 10 lira olan işgören hiç fire vermeden yarım saatte işi firesiz tamamlıyor ise ikincinin çalıştığı tesiste işgücü kaynaklı maliyetler çok daha düşük olmaktadır.  Dahası saat ücreti yüksek olan işgören işini geliştiriyor, inovasyon yapıyor ise aldığı ücretin çok üzerinde fayda yaratabilmektedir.

Asıl dikkate alınması gereken kavram olan fayda/maliyet oranı tam olarak kavranamayınca yönetimin hedefi ücretleri baskı altına almak oluyor. Bu noktada Çin ve güneydoğu Asya ülkelerini örnek verenlerin karşısına Almanya ile çıkabiliriz. Bu ülke katma değer ile maliyeti birlikte ele alarak sağlıklı analiz yapabildiği için Çin’dekinin yaklaşık 50 katı daha fazla ücret ödemekte olduğu halde dünya ihracat liderliğini sürdürmekte, Çin’i çok geride bırakmaktadır. 

Çünkü bünyelerinde vasıfsız, ucuz işgücü yerine tasarım, Ar-Ge, inovasyon, iyileştirme yeteneği olan kişileri istihdam eden firmalar ödedikleri ücret farkının katlarını fiyatlarına yansıtabilmektedirler. Örneğin sıradan elektrik süpürgeleri 100 liraya satılırken Dyson, Rainbow gibi markaların birkaç bin dolara alıcı bulabilmeleri gibi.

Bir süredir düşündüğüm bu konuya 12 Şubat tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Orta Anadolu Makine Aksamları İhracatçılar Birliği Başkanı Sayın Adnan Dalgakıran’ın değindiğini okuyunca mutlulukla klavye başına geçtim. Dalgakıran “Artık rekabeti ucuz işçilikle değil, nitelikli elemanla yapmalıyız. İşletmelerimizin %36’sında mühendis, %37’sinde teknisyen veya tekniker bulunmuyor, bu durum değişmeli” demiş.

Kendisine takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum.