Oyun çocukların mantıklarını ve problem çözme yeteneklerini geliştirir. Akıl yürütme becerisi kazandırır. 
 
Oyun sosyal beceri kazanmayı sağlar. Takım oyunları kurallara uymayı, paylaşmayı, işbirliğini, uzlaşmazlıklarla başa çıkmayı, kibarca kaybetmeyi ve kazanmayı öğretir. Tatmin olma, yetinme, başarma, gurur, özgüven hep oyunla yaşanıp gelişen yanlarımızdır. Yeni  dostlar da oyunla kazanılır.
 
Karakterimiz en fazla oyunla ortaya çıkar. “Birini tanımak için  bir saat oyun oynamak bir yıl konuşmaktan iyidir” diyen Plato bu gerçeğe ilk dikkat çeken kişidir.
 
Oyunun yararları ancak doğru oyuncaklarla kazanılabilir. İyi bir oyuncak çocukların hayal güçlerini harekete geçirecek, ilham verecek, hatta büyüklük dönemlerine anı oluşturacak oyun çağrışımları yaptıracak konseptler üzerine kurulabilir. Bir lego, bir hacıyatmaz, bir Barbie bebek, ilerlerken çakmak taşıyla kıvılcımlar çıkartan paletli tankım, sirenli, ışıklı polis  arabam, puzzle, Rubik küp, uzaktan kumandalı otomobilim ve günümüzün dijital oyunları çok büyük zihinsel çabalarla pazara sunulabilmiştir
 
Ancak oyuncakların yararları oynattığı oyunların yararlarından çok  fazladır. Oyuncak hem oynamanın yukarıda sayılan yararlarını yerine getirmeli, hem de bunu emniyet, düşük fiyat, derin detay ve minyatürlük kısıtları altında yapmalıdır. Bu kısıtlar oyuncak geliştirme ve üretim sürecini normal tüketici ürünlerine kıyasla çok  zorlaştırır. “No pain no  gain” ilkesince yenilen zorluklar üretilen bilgilerdir. Bilgilerle diğer sektörler beslenip geliştirilir. Oyuncak sektörü yoksa güçlü tasarım, imalat, yazılım endüstrileri, teknoloji geliştirme olamaz.
 
Hele  yöneticileri oyun oynamamış ülkelerden hiçbir şey olmaz…