Sistemlerin elektrifikasyonundan sonra da pnömatik model kullanımı devam etti. Fark sensör iletişiminin 4-20mA ile yapılması oldu. Bağlantılar da noktadan noktaya idi ve kontrolörler de amplifikatör, direnç kutusu ve kapasitörlerden oluşmaktaydı. 


Bilgisayarların proses otomasyonunda kullanılması 1950’lilerin hemen başında gerçekleşti. Texas’taki bir rafineri katalitik polimerizasyon ünitesinin kontrol sisteminde bilgisayar kullanmaya başlandı. Ancak ilk kullanım veri saklama, alarmlar, çevrim dışı verimlilik hesaplamaları ve operatör yönlendirme fonksiyonlarını kapsıyordu. Proses kontrolü yine eski tarz, analog cihazlarla yürütülmekteydi. 

İlk DCS’in geliştirilmesi 1969’da başladı, tamamlanması 1975 sonunu buldu. Arada pek çok başka icat yapılması gerekti. İlk 16 bit mikro işlemci, noktadan noktaya kablolamayı ortadan kaldıran ilk yerel alan dijital iletişim networkü, ilk grafik ara yüzlü katot ışın tüplü operatör konsolu, ilk mühendis dostu programlama dili bu süreçte ortaya çıktı. İlk DCS’in sloganı da hoştu: “Onunla Başlayabilir, Onunla Yaşayabilir ve Onunla Büyüyebilirsiniz!”  

Bilgi çağı ve Internet’in doğmaları pek çok şeyi farklılaştırdı. Toplanan verilerin içindeki örüntüleri saptamanın önemi kavrandı. Hatta ilk DCS’i yaratan firma bu amaçla web üzerinden bedava analiz hizmeti vermeye başladı. 
Bu arada “Nesne Yönelimli Programlama” doğdu. Böylelikle otomasyoncular kontrolü değil, doğrudan ilgili prosesi düşünerek çözüm geliştirmeye başladılar. Fonksiyon blokları kullanımı, hiyerarşik kontrol yapıları kolaylaştı. Geliştirilmiş çözümler şablonlara dönüştü, tekrar tekrar kullanıldı, mühendislik daha güvenilir ve ekonomik oldu... 
Ara sıra otomasyon tarihinde gezinin ve onun nasıl bir geleceğe gebe olduğunu hayal edin. Emin olun iyi gelecektir…