Festo

Endüstri 4,0’a yönelik artan bir ilgi var

Daha kurulum aşamasında simüle edilmemiş, iyi planlanmamış bir fabrikanın, yıllarca üretim maliyetlerini olumsuz şekilde etkileyeceğini vurgulayan Dijitalis Yazılım Genel Müdürü Tolga Yanaşık, Endüstri 4,0’dan ve robot uygulamalarından geri kalan toplumların rekabetten çekileceğini belirterek, “Tezgâhtarlık ve ticari şoförlük gibi meslekler de yok olmaya mahkûm” sözleriyle gelecekte rekabetin birinci ögesinin teknoloji olduğunu vurguladı.

Endüstri 4,0 bugün parasını verip satın alacağımız bir teknolojiymiş gibi yanlış değerlendirildiğine işaret eden Dijitalis Yazılım ve Danışmanlık Genel Müdürü Tolga Yanaşık, sürecin insan kaynağı ve prosesleriyle bir bütün olduğuna dikkat çekti. 

Yanaşık, 2018 yılı gündemlerinde, Endüstri 4,0’a artan bir ilgi olduğunu anlatarak, “2018 gündemimiz hızlı başladı. Bugün baktığımızda şirketlerde Endüstri 4,0’a yönelik artan bir ilgi var. Biz de ilgiye karşılık şirketlerin doğru bir strateji ile yola çıkmalarını, doğru teknolojileri kullanarak çevikliklerini ve performanslarını artırmalarını sağlayacak çözümler sunuyoruz” dedi.

Dünyada üretim anlayışının yönünü ve Endüstri 4,0’ın çok hızlı benimsendiğini belirten Yanaşık, “Bu gelişen teknoloji devrimi daha önceki devrimlere benzemiyor. Çünkü çok hızlı gelişen, dünyadaki sanayinin çok hızlı kabullendiği bir devrim. Bu nedenle de eğer biz bunu benimsemekte geç kalırsak, sonuçlarını yakında üzülerek göreceğimiz kaçırılan bir tren olacak. TÜSİAD’ın yaptığı bir araştırma üzerinden rakamlar vereceğim. Belirlenen sanayi ürünlerine bir sepet oluşturmuşlar. Bunu bir endeks olarak ele almışlar ve ürünleri üretmenin ortalama maliyetine, ABD’nin üretim maliyetine 100 demişler. Kıyasladığımızda Almanya’da üretim maliyetleri 121 birim, Fransa’da 124 birim, Brezilya’da 123 birim, Türkiye’de ise 98 birim. Aslında Avrupa’dan çok daha ucuz maliyetlerle üretim gerçekleştiriyoruz. Doğu’ya gidersek bu rakamın Tayland’da 97, Çin’de 96, Hindistan’da 87 birim ile bizden de düşük olduğunu görüyoruz. Bu tablo, şu an bizim açımızdan alarm zili çaldırmıyor. Çünkü bir ürünün fiyatını belirleyen sadece üretim maliyeti değil, aynı zamanda lojistik maliyetleri. Dolayısıyla ucuza üretim yapan Doğulu sanayicilerden biz hedef pazarlarımıza daha yakın olduğumuz için göreceli olarak daha pahalı olan üretim maliyetlerimizi lojistik maliyetimizin yakınlığından kaynaklanarak rekabetçi olarak sunuyoruz. Üretim maliyetlerinde Almanya’nın stratejisine baktığımızda diyorlar ki; ‘Biz Endüstri 4.0 teknolojilerini kullanarak 10 yıl içinde yaklaşık yüzde 20’ye yakın verimlilik artışı sağlayacağız.’ Bu da Almanya’nın şu an bizden 18 puan daha fazla olan üretim maliyetlerini neredeyse aramızda 5 puan seviyesine indirecek şekilde ucuzlatacak. Biz kaç liraya üretiyorsak Almanya’da aynı ürünü o fiyata üretir duruma geldiğimizde, bunun küresel rekabette ülkemiz sanayi üzerindeki anlamı ne olacak?

Türkiye ihracatının yüzde 50’sini en büyük pazarı olan AB pazarına gerçekleştiriyor. Bu noktada biz hem Avrupalı hem de Uzak Doğulu üreticilerle rekabet halindeyiz. Lojistik yakınlığımız avantaj sağlıyor fakat bu da değişiyor. Örneğin bir araştırmada üretim yapan sanayi firmalarına sormuşlar. Asyalı üreticilerin yüzde 67’si artık ülkelerinde üretmeyip hedef pazarı neredeyse orada üretmeye karar vermişler. Asyalı üreticiler yeni fabrikalarını hedef pazarının içinde kuracaklar ve lojistik yakınlık olarak bize rakip kalacaklar. Avrupa’da yüzde 69 oranında Çin’de üretim yapmama, yakın ülkelere üretimi çekme konusunda görüş belirtmişler. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri büyük bir sanayileşme atılımına başlamış durumdalar. Çinli üreticiler daha yakına gelmek için oraya geliyorlar, Avrupalı üreticiler Çin’le rekabet edebilmek için üretimlerini fason olarak Çin’e yaptırmıyorlar ama kendi fabrikalarını Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde kuruyorlar. Bunlar bizim aynı kulvarda yarıştığımız ülkeler. Romanya, Macaristan, Çekya, Polonya başta olmak üzere sanayi açısından rekabette olduğumuz ülkeler. Burada büyük bir sanayi yatırımı görüyoruz. Dolayısıyla bu ülkeler Endüstri 4.0’ı bizden hızlı benimserlerse, zaten düşük olan işgücü maliyetlerini aynı zamanda daha yüksek verimlilikle de taçlandıracaklar. Dünya Bankası’nın ülkelerin lojistik performans puanlarını ölçtüğü bir araştırma var. Türkiye, 2007 ile 2016 yılları arasında kendini geliştirmiş. Bu kriterler; gümrük, altyapı, demiryolu, karayolu vb. Fakat rekabette olduğumuz ülkeler 2007’de bizden çok daha gerideyken, lojistik performansı ve maliyeti noktasında şu an Türkiye ile eşitlenmiş durumdalar. Hem Avrupa’ya daha yakınlar hem çok hızlı servis veriyorlar hem de işgücü maliyetleri bizim kadar düşük ve Endüstri 4.0’ı çok çabuk içselleştiriyorlar. Bu bakımdan ülkemizin önünde ciddi anlamda karar vermeyi ve atılım yapmayı gerektiren zamana giriyoruz. Yarıştığımız ülkeler durmuyorlar. Biz de koşullarımızı bahane ederek duramayız, aynı hızla koşmak zorundayız.”    

Yanaşık, gelecekte hangi mesleklerin kaybolacağına ve hangi yeni meslekler ortaya çıkacağına yönelik projeksiyonu, öncelikle tezgâhtarlık ve ticari şoförlük gibi işlerin yok olacağı belirterek, robot uygulamalarının geleceği nasıl şekillendireceğini şöyle anlattı:

“Ümitli olmak zor ama biz yine olmaya çalışalım. Dünya üzerinde 800 milyon kişinin geçim kaynağı tezgâhtarlık, ağırlıklı olarak süpermarket tezgâhtarlığı. Teknolojiyi yakından takip ediyorsanız, gittikçe insansız süpermarketlerin, kasaların yaygınlaşmaya başladığını görüyorsunuzdur. 2-3 yıl içinde dünyada mesleği tezgâhtarlık olan 800 milyon kişi işsiz kalacak. Tam rakamını bilmiyorum ama benzer bir durumun ticari araç şoförlerinde de gerçek olacağını görüyoruz. Dünya üzerinde gelişmiş ülkelerde hem binek araçlar hem de yük taşıyan ağır araçlar gittikçe robotlar tarafından yollarda hareket etmeye başladı. Robotlar tarafından yapılacak tüm meslekler ortadan kalkacak. Bu noktada biz neredeyiz? Yapılan işin ne kadar katma değerli olduğunu söyleyen şey, aynı zamanda da eğitim düzeyimizle doğru orantılı. Bağımsız bir araştırma kurumu PISA raporu yayınlıyor. Bu raporda öğrenciler çeşitli yetenekleri doğrultusunda analiz ediliyorlar. 13 ila 16 yaş grubundaki öğrencilere kullanım kılavuzu vermeden klima kumandası veriyorlar. Klimayı nasıl kumanda etmelerini kendilerinden bekliyorlar. Türk öğrencileri bu konuda oldukça geride kalıyor. Problem çözme, duruma adapte olma noktasında sorunlarımız var. Dolayısıyla Milli Eğitimin bu araştırmaları değerlendirerek doğru adımlar atması gerekiyor. Benim gördüğüm birçok okulda lise sonda matematik dersi hiç gösterilmiyor, lise 2’de de fen ve matematik derslerinin sayısı indirilmiş durumda. Bu dünyanın gittiği nokta açısından çelişen bir durum. Bu konularda birtakım değişiklikler olması gerektiğini düşünüyorum.”      
 
 

YORUM EKLE
İlişkili Haberler
SEKTÖREL BÜLTENE ABONE OL
Dergiler
Partnerler