Döner tablalar transfer, yükleme ve biriktirme gibi fonksiyonları üstlenirler. Adlarının döner tabla olmasının sebebi açıktır; tablalar 360 derecede dönme yeteneğine sahiptirler. Üstelik dönmeleri değişken hızlarda da olabilir, böylelikle konveyörlerle senkron iş yapabilirler. Bir konveyörden aldıkları yükü yönünü değiştirmeden farklı açıdaki başka konveyöre aktarırlar. Bu işlevleri döner tablaların farklı açılardaki ve yapılardaki (örneğin zincirli ile rulolu gibi) iki konveyörün arasındaki arabuluculuk görevi görmesini de sağlar. Döner tabla kullanmak yerine kesintisiz tek bir konveyör kullanmak dik ve dar açılarda çok daha fazla mekan gereksinimi yaratır. O nedenle dönüşlü dediğimiz bu tarz konveyör türü seyrek olarak kullanılır. Dahası dönüşlü konveyör üzerindeki yükün yönü döner tabla ile karşılaştığında daha az istikrar sergiler.
Özetle döner tablalar iç lojistik sistemlerinin tasarımına esneklik kazandıran ve tesiste yer tasarrufu sağlayan bileşenlerdir. Yer tasarrufu aynı zamanda malzeme, mühendislik, enerji açısından avantajlar sunmak olduğundan döner tablaların (veya masaların) yararları büyüktür. 

Bütün bu açıklamalardan sonra döner tablayı tüm anlamlarıyla konveyörün köşeyi dönmesini sağlayan arkadaşı olarak tanımlamamız yanlış olmaz. Üstelik döner tablaları rulolu, zincirli, bantlı konveyörlerin hepsi ile birlikte kullanmak olanaklıdır.

Bu temel fonksiyonlarının dışında döner tablalar konveyör hattının sonunda toplama masası olarak kullanılabilirler, ürün seçme işlemine destek hizmet verebilirler, konteynerlerin yüklenmesi işlevinde de görev alabilirler. 
“İyi bir arkadaş sahibi olmanın en iyi yolu, iyi bir arkadaş olmaktır” demişler. İyi bir arkadaş olan konveyörün de döner tabla gibi iyi bir arkadaşı vardır.

******

Arkadaş kelimesi kullanmam aşağıdaki öyküyü anımsattı.
Türkler arasında arkadaşlık böyle bir şeydir! ÇILGIN TÜRKLER KITABI’NDAN ALINTI
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.
Asker teğmenine koştu hemen:
- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?
“Delirdin mi?” der gibi baktı teğmen. Gitmeğe değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın! Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.
— Peki, dene bakalım!
Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:
— Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim? Bu zaten ölmüş.
— Değdi komutanım, değdi! dedi asker.
— Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
— Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu. Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için. Ve hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı: “Geleceğini biliyordum!”

GELECEÐİNİ BİLİYORDUM!