Zaman içinde bu yöntemler bir araya getirilerek endüstri mühendisliği branşı ortaya çıkmış. Ancak endüstri mühendisliği, mühendisliğin diğer branşları kadar gelişememiş. Amacı başka bir fonksiyonu desteklemek olan her türlü faaliyet için beklenen bir son bu tabii. Dolayısıyla üretim yönetimi de bugün teorisi ile pratiği arasındaki boşlukları fazla olan bir disiplin konumunda. Terminolojisi, notasyonları, temel varsayımları standardize olmamış bir dal. Amaçları da net değil. Örneğin kapasite kullanımını mı maksimize edelim, yoksa kapasite değişkenliğini mi minimize edelim? Sorusuna net yanıt verebilecek ya da bu hedeflerden hangisini ne zaman benimsemek gerektiği üzerinde uzlaşacak iki endüstri mühendisi bulmak neredeyse olanaksız. Aynı durumu temin süresi sorusu için de görebiliriz: “Temin süresi minimizasyonu mu, temin süresi değişkenliği minimizasyonu mu? Desek yine net yanıt alamayız. 
   
*   *   *

Endüstri mühendisliğinin yanıt vermesi gereken en önemli konulardan biri de gecikmeler karşısında neler yapılacağı sorusu olmalıdır. Bu konuda maalesef sadece iki kuralları vardır. Gecikme durumunda önce ilki devreye girer: “En çok gecikmiş işi en önce yap!” Zaman içinde işler gecikince ikinci kural çalıştırılır: “En yüksek öncelikli müşterinin gecikmiş işlerini en önce yap!” Bu durumda düşük öncelikli müşteriler kendilerine ya başka üreticiler bulurlar ya da beklerler. Ancak endüstri mühendislerine bel bağlamış fabrika yine geç kalır. Kapasite savurganlığı çukurunda debelenip durur.
Çare endüstri mühendisi yerine üretim yönetimi bilgisine sahip imalat mühendisleri çalıştırmaktır.