banner1322
x

PAKTEN DİJİTALLEŞEN SANAYİCİLERDEN TECRÜBE PAYLAŞIMLARINA KATILDI

Dijitalleşmeyi işletmenin “12. adamı” olarak nitelendiren Pakten İcra Kurulu Üyesi Metin Tepe, dijitalleşme yolculuğundaki dönüşüm sürecinde yaşadıkları deneyimleri anlattı.

PAKTEN DİJİTALLEŞEN SANAYİCİLERDEN TECRÜBE PAYLAŞIMLARINA KATILDI
Robot Zirvesi

Medikal, kozmetik ve temizlik sektörünün önde gelen firmalarından biri olan Gaziantep merkezli Pakten Sağlık Ürünleri A.Ş., dijital dönüşüm yolculuğuna 2010 yılında başladı. Söz konusu süreçte Doruk iş birliğiyle yönetimden üretime birçok süreçte ve kademede önemli kazanımlar elde eden firma, yapay zeka destekli akıllı üretim yönetim sistemi ProManage ile OEE değerini yüzde 66’lardan yüzde 80’lere ulaştırmayı başardı.

Pakten Sağlık Ürünleri A.Ş. İcra Kurulu Üyesi Metin Tepe, ProManage ve ST Endüstri Radyo iş birliğiyle hayata geçen “Dijitalleşen Sanayicilerden Tecrübe Paylaşımları” programında dijitalleşme yolundaki dönüşüm sürecini paylaştı. Tepe, Doruk Yönetim Kurulu Üyesi ve ProManage Corporation Genel Müdürü Aylin Tülay Özden ve ProManage Müşteri Başarısı Müdürü Murat Uruş’un sorularını yanıtladı.

Metin Bey, öncelikle kendinizi ve Pakten Sağlık Ürünleri'ni tanıtabilir misiniz?

Pakten Sağlık Ürünleri, Güneydoğu Anadolu’daki ve Gaziantep’teki ilk çocuk bezi firması olarak 2000 yılında kuruldu. İlk olmanın zorluklarıyla karşılaştık ancak gururluyuz. Çünkü bizim için en önemlisi, bölgeye ekosistem getirmemizdi. Çünkü hijyen sektörüyle ilgili herhangi bir ürün, emtia ya da ham madde üretimi hatta insan kaynağı dahi olmayan bir yerde başlangıç yaptık. İlk yola çıktığımızda konuyla ilgimiz yoktu; ancak “ihtiyacın karşılığını vermemiz gerekir” düşüncesiyle yaptığımız araştırmalar neticesinde hijyen sektörüyle tanıştık ve bu yolculuğa başladık. Süreç içerisinde önemli firmalardan, deneyimli isimlerden destekler de aldık ve bugünlere kadar geldik. 22. yılımızı tamamlarken şirketimizi; çocuk bezinde, hasta bezinde, ıslak havlu, likit grubu gibi ürün çeşitlerini de bünyesine katarak 2022 yılına geldiğimizde, ilk 1000 ihracat firmaları ve ilk 1000 sanayi şirketleri içinde olan bir şirket haline getirdik. Bugün ise markalaşma sürecine devam eden, kurumsal gelişimini devam ettiren firmamızı, kendi içinde kurumsal bir şirket haline getirmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda şirketimiz bir Turquality firması. Turquality programı içinde olan devlet desteklerinden faydalanıyoruz. Ayrıca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Ar-Ge merkezi olarak onaylanmış bir firmayız. Oldukça önem verdiğimiz Ar-Ge konusunda ciddi yatırımlar yapıyoruz.

Firmanızın neredeyse 10 yıl öncesine dayanan bir dijitalleşme süreci var. İlk dijitalleşme adımlarınızı, hangi temel ihtiyaçlarınız nedeniyle atmıştınız?

Şirketimiz genç bir şirket. Ben ikinci kuşak temsilcisiyim ama şirketimizin içerisinde birinci ve ikinci kuşak birlikte çalışıyor. Biz dijitalleşme çağının içerisine doğduk diyebilirim. Bunlarla yaşıyoruz ve bu konuda temel hedefimiz işimiz için bir farkındalık yaratmak. Bu farkındalık ihtiyacı, rekabetin birinci koşulu olan ne yaptığını bilmek, bunu ölçümlemek, analiz etmek gibi nedenlerden ötürü ortaya çıktı.
Bize gelen teknolojiler zaten donanımlı geliyordu ve bizim ona entegre olmamız gerekiyordu. Bunlardan bilgileri süzüp, alıp elimizdeki teknolojilerin neler yaptığına ve neler yapabileceğine, eksiği ya da fazlasının ne olduğunu bilmemiz gerekiyordu. Bu nedenle bize destek verebilecek firma araştırmalarına başladık ve Doruk ile tanıştık. İş birliğimizde 12. yılı tamamladık. Çok daha güzel şeyler ortaya çıkmaya başladı, o zaman konuştuklarımızın bugün ne kadar doğru olduğunu görmüş olduk.

Peki, böyle bir yatırıma karar verdiniz. Nasıl bir arayışa girdiniz, nasıl bir seçim yaptınız? İnceleme, karar verme süreciniz nasıl geçti, neleri tavsiye edersiniz? 

Öncelikle işin başındaki kişinin buna inanması, gerçekten ne istediği konusunda inançlı ve dirayetli olması gerekiyor. Çünkü insanların en zor değiştirdiği şey alışkanlıkları oluyor. İşin başındaki kişi bunun gerekli ve faydalı olduğuna inandıktan sonra ekip arkadaşlarını da inandırması lazım. Çünkü sonuçta bu bir ekip işi. Bunu yaptıktan sonra doğru bir iş yapmanız için başta işi, projeyi doğru yönetecek ya da yapacak arkadaşların konuyla ilgili hazırlık yapması, bir proje gibi eline alıp araştırmalarını doğru yapması gerekiyor. Elbette, bu noktada daha önce bu yatırımı yapmış firmaların neler yaptığını dikkate alıyorsunuz. Sürece rehberlik edecek firmaların ne yaptığı, kimlere referans olduğu ve elde ettiği başarı hikayeleri de seçimde önayak oluyor ve işi hızlandırıyor. Dijital dönüşümün bir süreç olduğu gerçeğini göz önünde tutarak sabretmek gerekiyor. Firmanızın birtakım eksikleri, altyapıdan kaynaklı sıkıntıları olabiliyor. Satın aldığınız bir şey farklı ihtiyaçları doğuruyor. Örneğin 2010’da Doruk ile çalışmaya başladıktan sonra 2014’te bütün teknolojimizi değiştirdik. Çünkü ilk başta göremediğiniz eksikleri yola çıktıktan sonra görmeye başlıyorsunuz. Eksikler yaşandıktan sonra programları daha verimli kullanmak için buna uygun teknolojileri bünyeye katmak gerekliliği ortaya çıkıyor. Bu nedenle seçim yaparken iyi araştırma yapmak, firmanın kendisini iyi analiz etmek gerekiyor. Dijital dönüşüm projesinden sorumlu olacak kişinin deneyimli olması, dijitalleşme sürecinin daha az maliyetli olmasını sağlıyor. Her ne kadar ilk girdi maliyetleri yüksek olsa da, ilerleyen süreçte maliyet kalemleri azalıyor ve sonraki çıktı maliyetleri çok düşük oluyor.

İşletmenizde dijitalleşme yolundaki dönüşüm sürecinde yaşadıklarınız, edindiğiniz tecrübeler, yaşadığınız sorunlar, aştığınız ya da aşamadığınız engeller nelerdi? Bunları nasıl çözdünüz? 

En önemlisi, insanların bu işe inanması, işin içinde olması ve bunun için özen göstermesi. Tabii iş sahibi olarak sizin de bir irade koymanız gerekiyor. İki kişi beraber “evet” diyebiliyorsanız artık yolun yarısını bitirmiş sayılıyorsunuz. Sonrasında nasıl kullanacağınız ile ilgili eğitimler alıyorsunuz. Sistemi anlamaya çalışıyorsunuz. Sistemi kurduktan sonra aldığınız çıktılar ile ne çıkarımlar yapacağınızı ve ne kararlar alacağınızı anlamak da kurumsal yolculuğun bir parçası. Dönüşümün içine giriyorsunuz, bir yerde insan kaynağından performans sistemi kurmaya çalışıyoruz. İnsanlara hedef koymanız lazım. Mesela makinanız iyi çalışıyor da, neye göre iyi çalışıyor? Ne kadar iyi çalışıyor? Bunun dünya standardı ne? Biz burada gerçekten doğru işi yapabildik mi? ProManage de işte tam burada devreye giriyor. Çünkü oradan aldığınız veriler ile siz çalışana bir yol belirleyip hedefler verebiliyor ve onun performansını ölçebiliyorsunuz. Bu vesile ile “şu çıkarımları elde ettik”, “şirketime söyle bir fayda sağladım” diyebiliyor ve bu her şeyden daha kıymetli. Mavi yakaya bunu gösterdiğinizde kendisini çok değerli ve kıymetli hissediyor, işe olan aidiyeti ve performans çok değişiyor. Bu sistemin manevi anlamda bir insan kaynağının performansına bu kadar da etkisi var. Bunlar bir işletmede çok büyük kazanımlardır. 

Peki, dijitalleşme sektörel bazda da kazanımlarınızı düşündüğünüzde size ne gibi katkılarda bulundu? Dijitalleşme öncesini ve sonrasını kıyasladığınızda, elde ettiğiniz kazanımları anlatır mısınız?

ProManage kurulmadan önce işletme verimliliğimiz yani OEE’miz yüzde 66,5 civarındayken bunu yüzde 80’lere kadar çıkardık. Ki bu rakam da dünya kıstası açısından değerlendirdiğimizde, oldukça iyi bir rakam. Her hafta toplanıp kök nedenlerini araştırıyoruz. ProManage aracılığıyla topladığımız makina duruş süresinden nedenine, nerede durduğu gibi sorunları tespit ederek iyileştirme çalışmaları yapıyoruz. Fireden insan kaynağına birçok noktada iyileştirmelere gidiyoruz. Örneğin fazla insan gücü kullandıysanız, 10 kişilik işi 7 kişiyle yapma hedefi ve çabası işine giriyorsunuz. Bu noktada yalın üretim teknikleri de işin içine giriyor. Bununla birlikte teknolojinin sarfiyatı nedir, ham madde, enerji, işçilik yani ilk maliyetimiz dediğimiz kalemleri düşürmeye odaklanıyorsunuz. ProManage’ın kullanımıyla beraber bilgiler geldikçe bunları iyileştirmelere, denemelere, Ar-Ge yapmaya ve farklı kazanımlar elde etmeye başlıyorsunuz. Bunların tamamının finansal bir karşılığı var ve bunu ölçüp ortaya koyduğunuzda, kendinize finansal hedefler belirlemeye başladığınızda sağlıklı bir şekilde ilerleyebiliyorsunuz. Bu tür katkılarının çok büyük olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca meselelerin kök nedenini anlamakta çok önemli bir araç. Çünkü aldığımız veriler ciddi anlamda bizi yönlendiriyor. Örneğin doktora gidip muayene oluyorsunuz ve size detaylı bir check-up yaptırıyor. Burada da aslında bir işletmenin devamlı check-up’ını yapan bir sistemden bahsediyoruz.

Özellikle karar destek mekanizması olarak verilerin anlık olarak sizlere ulaşması ve bunların çalışanlar tarafından algılanarak sürekli iyileştirme faaliyetlerine dönüşmesi noktasında dijitalleşme ne gibi katkılar sağladı?

Aslında dijitalleşmeye sadece bir yerde, bir alanda bakmamak lazım. Ben dijitalleşmeyi uyumayan, yatmayan, 7/24 saat çalışan, bir işletmenin “12. adamı” olarak görüyorum. Karar destek mekanizmalarını sadece işletmede değil, her alanda kullanıyoruz. Günümüzde en pahalı maliyet zamandır. Zaman maliyetini ne kadar aza indirip kendimize alan, zaman yaratabilirsek bu sefer diğer fırsatlara koşmaya başlıyorsunuz. Bu durum pandemi döneminde daha da ön plana çıktı. Buna hazır olan firmalar işletmelerinin devamlılığını sağlayabildi. Kullanamayanlar ise iş, pazar, müşteri kaybı yaşadı. Bence en büyük kazanım da burada karşımıza çıkıyor. Bu nedenle dijitalleşme olmazsa olmaz bir yatırım kalemidir. Ne iş yaparsanız yapın bu bir ihtiyaçtır. Hatta firmalarda IT birimlerinin kurulması gerektiğini düşünüyorum. Her zaman “Şirketleri gelecekte IT bölümleri yönetecek” diyorum. Çünkü onlar sizin gözünüz, kulağınız her şeyiniz oluyor. Bence ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri internet altyapısı. Dijitalleşmeyi, faydasını konuşuyoruz ancak yönetecek personel istihdam etmekte zorluk yaşıyoruz. Teknolojiyi satın alabiliriz ama onun ihtiyacı olan interneti verimli, istediğimiz gibi bulamıyoruz. Bu nedenle internet altyapısının ciddi anlamda iyileştirilmesi gerekiyor. Çünkü dünyanın neresinde olursak olalım şirketimiz çalışıyor ve biz onu uzaktan yönetiyor olmalıyız ki, işte o zaman dünyayla rekabet edebilir hale gelebilelim.  

Dijitalleşmenin, tüm çalışanlarınızı düşündüğünüzde; iş yapış şekillerine kurumsal ölçüde çalışma kültürü anlamında nasıl etkileri oldu? 

Dijitalleşme serüveni kolay bir iş değil. Bir anda kağıt, kalemden dijital dünyaya geçiş kolay olmadı. Çünkü işin içine girdiğinizde alışkanlıkları değiştirmek en zor şeylerden. Ama dirayet, irade ve inançla bunun arkasında durduğunuz zaman bunu kaçışı yok. Bugün artık her taraftan dijital bir saldırı altında insanlar. Cep telefonu, bilgisayar vb. dijital araçların hayatımızda olması ile insanlar zaten dijitalleşmeye başladı ve oldukça hızlı ilerliyor. O yüzden de dijitalleşme süreci başında bir miktar yavaş ilerlese de sonradan çok hızlandı. Türkiye yaş ortalaması gibi bizim fabrikamızda genç nüfusa sahip. Herkesin elinde tablet, telefon gibi teknolojik ürünler var. O nedenle dijitalleşme sürecinde çok yabancılık çekmediler, bir insan kaynağı kaybımız olmadı. İşin içerisine girip, öğrendikçe daha iyisini, daha kolayını, daha hızlısını isteyerek farklı talepler gelmeye başlıyor. 

Dijitalleşmeye harcanan paradan nasıl bir para kazanılması hedeflenmeli? Dijitalleşme yatırımlarınızdan siz neler kazandınız?

Günümüzde gündemde olan bir başlık var; sürdürülebilirlik. Peki, sürdürülebilirlik nedir? Sürdürülebilirliğin ihtiyaçları nedir? Biz bunlara karşı ne yapıyoruz, niye yapmalıyız? Bize maddi ya da zaman açısından ne gibi bir faydası olacak? Firmanızda belirli 5, 10 ya da 15 yıllık hedefler belirliyorsunuz. “Şöyle bir firma olmak, şöyle bir kazanç elde etmek istiyorum.”, “Şu tür firmalarla çalışmak, o ülkede iş birliği yapmak istiyorum” gibi hedefler belirliyorsunuz. O ülkede veya o müşteri grubuyla iş birliği başlatabilmeniz için bazı temel ihtiyaçlar var. Çünkü o insanların sizinle çalışmak için birtakım beklentileri var. Bu noktada firmada sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalar var mı, firmadaki yöneticilerin bu konuda vizyoner bakışları var mı, bu konuda yatırımlar yapılıyor mu gibi kriterler üzerinden değerlendiriyorlar. Çünkü şirketler yatırım yaparken uzun vadeli çalışmak hedefiyle yola çıkıyor. Sadece bir makinaya yatırım yapmak ya da ham maddeyi getirmek yetmiyor. Ancak 1 yılın hatta 2 yılın sonunda sizi devamlı tedarikçi olarak ilan edebiliyorlar. İşin maddi karşılığına, yani yatırımın geri dönüşüne gelecek olursak… İlk yatırım bedeli yüksek gözükse dahi, birinci yılın sonuna kalmadan bunun karşılığını alıyorsunuz. Daha hızlı alanlar da var, biz daha hızlı aldık. Çünkü bunların hepsi aynı zamanda bir pazarlama aracıdır. İnsanlar binanıza bakarak sizinle iş birliği kurmuyor. Daha çok vizyonunuza bakıyor. Bu sebeple bu yatırımların her zaman bir karşılığı var. Sizi, işletmenizi büyütecek, uzun vadeli çalışacak müşterileri, iş birliklerini karşınıza çıkarıyor. Dolayısıyla şirketiniz için ciddi kazanımlar elde ediyorsunuz.

Reaktif, proaktif, prediktif işletme açısından bakarsanız, dijitalleşme yolculuğunda kendinizi nerede görüyorsunuz? Hala bir dijital dönüşüm yol haritanız, başka planlarınız var mı?

Tabii ki var. Dünyayla rekabet etmek istiyorsanız bu süreç bitmiyor, bitmez de… Çünkü dünyayı gezip, oradaki yenilikleri görüyorsunuz. Bu yenilikleri kendi bünyenize entegre etmek için çalışmalar yapıyorsunuz. Elbette, yaptığınız işin katma değer oranı sizin bu konudaki hızınızı belirliyor. Çünkü maalesef Türkiye’de hala yüksek katma değerli bir ürün üretemiyoruz. Ancak yapmak istiyoruz, çalışıyoruz ve mutlaka yapacağız. Proaktif dönemde, hazırlık süreçlerini iyi bir şekilde yapmak lazım. O dönemler proje yönetimlerini de öğretiyor. Zaman kaybına asla tahammülümüz yok. Bu nedenle zamanı ve ekonomi maliyetini de göz önünde bulunduruyoruz. Ancak dediğim gibi dijitalleşme serüveni bitmez, bitmeyecektir. Özellikle şirketimizde ERP konusunda yatırımlarımız var. Çalışanlarımızdan istekler, talepler geliyor. Bunları beyin fırtınası olarak toplantılarda konuşuyoruz, tartışıyoruz. Bu yolculuğun artık geri dönüşü yok. Bu nedenle takip ediyoruz, destekler alıyoruz. Bu konuda önde giden firmalar var, onları örnek alıyoruz. Bunları firmamıza uygulamaya devam edeceğiz. 

Bilhassa KOBİ’ler için söylemek istediğiniz tavsiyeniz ne olur? 

Benim gözümde Türkiye dünyadaki en güzel ülkelerden biri. Yaşamak, çalışmak, iş kurmak, yatırım yapmak için Türkiye’den başka bir ülkeyi tercih edemem. Çünkü ülkemiz dünyadaki diğer ülkelere kıyasla iş kolaylığı, kazanç, fırsat açısından gayet yeterli. Bu nedenle büyümekten ve yatırım yapmaktan korkmasınlar. Çünkü Türkiye’de her zaman fırsatlar bir anda karşınıza çıkıyor ve sizi değiştiriyor. Düzen, istikrar, stabilite olmasını arzu ediyoruz ama ülkenin bulunduğu coğrafyanın yaş ortalaması bile buna müsaade etmiyor. Yaş ortalaması 70’in üzerinde Avrupa’dan bir ülkeyle bugün 30’un üzerinde yaş ortalaması olan Türkiye’yi karşılaştırmak doğru olmuyor. Çünkü aynı enerjide, sinerjide değilsiniz. Hayat bizim için çok hızlı akıyor. Bu nedenle bıkmadan, usanmadan, korkmadan işlerine, yatırımlarına devam etmelerini öneriyorum. Ülkemizde daha güzel, stabil günleri göreceğimize inanıyorum. Çünkü ülkemizde böyle bir kaynak var. Önümüzde olgunlaşma süreci var; onu da inşallah en kısa zamanda tamamlarız.

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2022, 17:47
YORUM EKLE

Huawei

Halıcı

Dergiler

ST Endüstri Radyo Canlı Yayını