banner1322
x

“ENDÜSTRİ RÖNENSANSI, TOPLUM 5.0’A ÇOK BENZİYOR”

Dassault Systèmes Türkiye Ülke Müdürü Elif Gürdal, CEO’ları Bernard Charlès’ın “Endüstri Rönesansı” olarak anlattığı kavramın Toplum 5.0’a çok benzediğini belirtti.

“ENDÜSTRİ RÖNENSANSI, TOPLUM 5.0’A ÇOK BENZİYOR”
Robot Zirvesi

Dassault Systèmes Türkiye Ülke Müdürü Elif Gürdal, ST Endüstri Radyo’da yayınlanan ve Dr. Hüseyin Halıcı’nın hazırlayıp sunduğu “Dijital Dönüşüm ve Toplum 5.0 Sohbetleri” programına konuk oldu.
Dassault Systèmes Ülke Müdürü Elif Gürdal, CEO’ları Bernard Charlès’ın “Endüstri Rönesansı” olarak anlattığı kavramın Toplum 5.0’a çok benzediğini ifade ederek insanı, çevreyi, karar vericileri, kentleri ve doğayı da içine alan topyekûn bir dönüşümün önemini vurguladı.

Bernard Charlès’ın sözlerine atıfta bulunan Gürdal, yarının ezber bozanlarının otomatikleştirilmiş üretim sistemlerine sahip olanların değil; sürdürülebilir çözümlerden yoksun bir gezegenin zorluklarını çözerek, geleceğin iş gücünü ortaya çıkararak eğitecek bir teknik bilgi kültürünü inşa edenlerin olacağını dile getirdi.

Öncelikle okuyucularımız için Dassault Systèmes’in yapılanmasını anlatabilir misiniz?

Dassault Systèmes, aralarında CATIA ve SOLIDWORKS gibi ana firmadan daha fazla bilinen toplam 11 markası bulunan Avrupa’nın en büyük yazılım firmalarından biridir. Mühendislik yazılımları geliştiriyoruz. Fikir aşamasından tasarımına, üretiminden kaynak planlamasına hatta lojistik ve tedarik zincirine kadar üretim sürecinin her aşamasında 3DEXPERIENCE platformu aracılığıyla, ürün yaşam döngüsü yönetimiyle ilgili tüm mühendislik yazılımlarını bünyemizde bulunduruyoruz. Bu sayede de firmalar ürettikleri ürüne ait tüm mühendislik, imalat, servis ve devre dışı kalma aşamalarını dijital ortamda tek ve doğru bir model üzerinde saklayıp, kontrol edip paydaşlarına sunabiliyorlar. Dolayısıyla biz kendimizi mühendislik firması olarak tanıtıyoruz ve DNA’mızda bu var. Dünya çapında 20 bin çalışanımız ve 12 binden fazla iş ortağımızla yerelleşmeye de çok önem veriyoruz.

Dassault Systèmes Türkiye ise 2008 yılından beri yüzde 100 Dassault Systèmes’in iştiraki olarak Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Yaklaşık 35 kişiden oluşan ekibimiz var ama bunlar kadar önemli olan da 14’e yakın farklı alanlarda çalışan iş ortağımız var. KOBİ boyutundan üretim ve tasarım aşamalarını bizim ürünlerimizle yapan en önemli sanayi kuruluşlarına kadar geniş bir yelpazede bütün müşterilerimize ya direkt ya da iş ortaklarımız üzerinden farklı hizmetler sunuyoruz. Havacılık savunma, otomotiv, endüstriyel ekipmanlar gibi 11 ayrı endüstri için özelleştirilmiş ürünlerimiz bulunuyor. CATIA, ENOVIA, gibi 11 markamız var. Üretim çözümlerimiz, simülasyon çözümlerimiz, kolaborasyon ürünlerimiz, sanal fabrika ürünlerimiz bunlara biz birer marka diyoruz. Bunların bir araya gelmesi 3DEXPERIENCE platformu üzerinde birer uygulama gibi ancak tek bir data üzerinde çalışma imkânı sağlıyor. Her uygulamanın, her firma için farklı iş süreçleriyle birleştirilmesi ve farklı endüstri çözümleri oluşturması gerekiyor. 11 ayrı endüstri kolunda, her bir müşterimizin boyutuna ve ihtiyacına bağlı çözümler sunuyoruz. 140 ülkede organizasyonumuz var. Dünyada 300 bin müşterimiz, 26 milyon 3DEXPERIENCE kullanıcımız var. Bu 290 bin müşterinin yaklaşık 13 binini ise Türkiye’deki müşterilerimiz oluşturuyor. Bu da aslında Türkiye’de ne kadar teknoloji üreten, mühendislikle ilgili konulara yatırım yapan ve katma değer üreten firma olduğunu gösteriyor ve bu yüzden gurur verici olduğunu düşünüyorum. 

Bu çok önemli bir veri. Çünkü ülkemizde sanayinin yüksek teknolojiyle ilgilenmeyen, yatırım yapmayan bir görüntüsü var. Bahsettiğiniz yazılımlar, geleceğimizi oluşturacak yazılımlar. Aslında ülkemizde geleceğe yatırım yapıyor buradan onu anlıyoruz. Dolayısıyla umutsuz olmamamız lazım. 

Evet, kesinlikle öyle. Ben her zaman şunu söylerim; “Bizim satışlarımızın artması aslında Türkiye’de mühendisliğin yapıldığını gösteriyor.” Bu nedenle 2021 yılında da çok iyiydik. Evet, pandemi dünyada her firmaya birtakım zorluklar getirdi, tedarik zincirlerini alaşağı etti. Ancak firmalar, tedarik zincirlerini doğru yönetebilmek için ileri planlama optimizasyon yatırımlarına başlamak zorunda kaldı. Kaldı ki teknoloji; tedarik zincirinizde, ham maddede vb. bir sıkıntı oluşmadan önce yaptığınız yatırımlarla zorluklara hazır olma halidir.

Biz teknoloji firmalarının çözümleri, herkesin faydasını bildiği ama yaparız deyip ötelenen konulardandı. İnanılmaz bir adaptasyonla şu anda bulut teknolojileri olmazsa olmaza döndü. Bazen de böyle ciddi aksamalar inanılmaz sıçramalara sebep verebiliyor. Aslına bakarsanız bazen toplumların kendini geleceğe, sürdürülebilirliğin sıkıntıya düşeceği konulara hazırlaması gerekiyor. Bu anlamda da Dassault Systèmes gerek globalde gerekse Türkiye’de geçtiğimiz yılı iyi geçirdi. Bu da benim çok hoşuma gidiyor. Dediğim gibi ülkemiz üretmeye, mühendislik yapmaya devam ediyor.

“Biz bir ekibiz ama ekibimiz gibi partnerlerimiz de bizim için çok kıymetli.” demiştiniz. Ben de global firmalarla çalışmış birisi olarak şunu görüyorum. Bir global firmanın başarılı olabilmesi için daha çok lokalleşmesi lazım. Lokal firmaların da başarılı olmaları için daha çok globalleşmesi lazım. Siz bu iş birliğini başarılı yürüten firmalardansınız. Bunun için sizi tebrik etmemiz lazım çünkü önemli bir nokta. Sorum şöyle; teknolojik olarak yazılımları geliştirirken partner firmalar da globale katkı sağlıyorlar mı?

İş ortaklarımız şu anda bölgede Türkiye dışında projeler yapıyorlar. Zaten Türkiye’de pek çok alanda teknoloji ihraç eden yerler var. Evet, belki gidecek yolumuz daha var. Ancak günün sonunda teknoloji herkes için inanılmaz bir eşitlik sağlıyor. Örneğin Türkiye’de yaşayan çok zeki bir yazılımcı, şu anda dünyanın her yerinde çalışabiliyor. Dediğinizde çok haklısınız; bizim çok güçlü iş ortaklarımız var ve Türkiye’den yurt dışına mühendislik servisi, adaptasyon hizmetleri sağlıyorlar. Bu da bizim açımızdan oldukça gurur verici.

Bildiğiniz üzere, Türkiye’nin ve dünyanın gündeminde dijital dönüşüm var. Firmanızın dijital dönüşüm sürecinde önemli bir rol oynadığını biliyorum. Dassault Systèmes’in dijital dönüşüm sürecindeki rolü hakkında değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Biz üreticilere, ne üretiyor olurlarsa olsunlar; mühendislik yazılımları, ürün yaşam döngüsü yönetimi, simülasyon gibi pek çok ürünü bir iş platformu etrafında sunan bir firmayız. Bu nedenle de dijital dönüşüm sürecinde firmaların teknoloji partneri konumunda bulunuyoruz. Örneğin 1981’de ilk ürünümüz olan üç boyutlu modelleme tasarım yazılımımız CATIA ürünümüz, SOLIDWORKS ürünümüz... Benzer şekilde GEOVIA adıyla; sanal madencilik, madencilik sektörünün modelleme, tasarım simülasyonunu yapan ürünümüz var. BIOVIA diye kimyasalların, biyoloji molekülerin, materyallerin üretilmesi için kolaborasyon ortamı sağlayan ürünümüz var. Sektörde bilinen simülasyonla ilgili olarak abaküs ya da elektromanyetik simülasyon ürün ailemiz ile yapısaldan akışkana farklı analizlerin yapılabilmesine imkan sağlıyoruz. Benzer şekilde simülasyon ürünü ailemize baktığımızda, dijital üretim ve imalat çözüm ailemiz var. İmalat mühendisliğinde dijital üretimle proses mühendisliği uygulamalarının üretimin tasarlanması, modellenmesi ve doğrulanmasına olanak tanıyor. Dolayısıyla komple bir ürün üretmek için gereken bütün disiplinlerde, bütün süreçlerinizi yönetebilecek, dijital dönüşümünüzü sağlayacak ürünleri sağlıyoruz.

Sizin “From Things to Life” açılımı, ikiz deneyimi veya “üç boyutlu 3DEXPERIENCE” gibi farklı konseptleriniz de var. “From Things to Life” ile başlayalım dilerseniz… 

Dassault Systèmes olarak DNA’mızda olan bir şey var. Biz şunu diyoruz; “Siz ne üretiyor olursanız olun önce sanal dünyada bunu tasarlayın, simüle edin, sıkıntıları görün, üretimi simüle edin. Olabildiğince bir dijital sürekliliği sağlayın ki, ürünün en ileri safhasında çıkacak olası hatalardan kaynaklı büyük masrafları henüz işin başında öngörebilin. Böylece sanal teknolojiler, gerçek hayatta daha az hata yapmanızı; daha doğru ürünü, daha erken ve daha az maliyetle üretmenizi sağlasın.” Bizim için sanal ikiz bütün bu teknolojilerimizin bel kemiği. Bu nedenle 1980’lerde üç boyutlu tasarımla başladık, 1990’larda sanal prototip ile devam ettik. Boeing 777’nin sanal prototipinin yapılmasının ardından 2000’lerde ürün yaşam döngüsü boyunca firmalar, içerdikleri tüm departmanlara tek bir data üzerinden kendi ihtiyaçları olan bilgileri aktararak, kullanabildiler.

2012 itibariyle 3DEXPERIENCE iş platformumuzun lanse edilmesiyle, şehirlerin tasarlanması için artık firmanızın dışındaki paydaşlarınızı da içine alacak bir kolaborasyon ortamı sağlanmış oldu. Firmamızın 2020 ve sonrasındaki vizyonu da “İnsan Vücudunun Sanal İkiz Deneyimi (“the Virtual Twin Experience of the Human Body”). Hatta birkaç yıl önce Yaşam Bilimleri sektöründe, Medidata isimli çok yetkin bir firmayı bünyemize kattık. Dolayısıyla ürünlerin sanallaştırılması eski bir konu, onu zaten 1980’lerin başından beri yapıyorduk. Ama şimdi “Yaşayan Kalp Projesi” (“Living Heart Project”) isimli bir girişimimiz var. Atan bir insan kalbinin sanallaştırılması ve tıp öğrencilerinin, kalp cerrahlarının bu model üzerinde eğitilebilmeleri için kullanılan projelerimiz var. Özetle hedefimiz; sanal ikizlerin dünyada üretime, şehirleşmeye daha iyi sürdürülebilir yaşamları sağlayabilmek için insanlara teknolojinin bütün dijital ihtiyaçlarını sağlayabilmek. Bu nedenle sanal ikiz deneyimini, “From Things to Life - Nesnelerden İnsanlara” konseptini bir hedef olarak belirledik. 

KOBİ’lerin dijital dönüşüme adaptasyonunu değerlendirir misiniz? KOBİ’ler, dijital dönüşümü yaparken nelere odaklanmaları gerekiyor?

Öncelikle KOBİ’ler, ekonomimizin belkemiği ve gerçekten ciddi mühendislik yapan şirketler var. Aslında dijital dönüşüme şöyle bakmak lazım; “Bizim hedefimiz ne?”, daha iyi ürün üretmek istiyoruz. Daha kısa zamanda ürün üretmek istiyoruz. Daha az maliyetle üretmek istiyoruz ve hızlıca piyasaya sürüp, rakiplerimizin önüne geçmek istiyoruz. Bu temel hedefte, teknolojiyi iyi kullanmaktan başka yol yok. Mesela girdi maliyetleri daha azaltılmayacağına göre, bütünsel olarak bunu daha verimli hale getirebilmenin tek yolu teknolojiyi daha verimli kullanmaktan geçiyor. Benim gördüğüm zaten firmalarımız bu konuda hevesli ve değişime açık. Bence Türkiye’yi tanımlayan en güzel şeylerden biri de bu. Benim naçizane tavsiyelerim olabilir. Bu bir yolculuk; bu nedenle nerede bulunulduğunun ve bir sonraki adımın ne olması gerektiğinin iyi değerlendirilmesi lazım.

Örneğin firmamızda üç boyutlu tasarım, bir PDM (Product Data Management) ile başlıyor. Müşterinin tasarım datalarının yönetilmesi, tutulması, oradan PLM (Product Lifecycle Management), oraya giden çok plant simülasyonu, flow simülasyonu gibi uzun, çok güzel bir yol var. Her neredeyseniz ve ihtiyacınız, varmak istediğiniz yerle arada hangi basamaklar varsa, bunu böyle firmanın da adaptasyon yeteneğiyle yapabiliyorsunuz. Çünkü bu noktada teknolojiyi alıp koyduğunuzda, onu doğru şekilde kullanacak donanımlı insan faktörü çok önemli. Bu sebeple her firma bulunduğu yeri iyi bilmeli. Bu konuda bizim iş ortaklarımız da çok iyi, müşterilerimize çok iyi hizmet sağlıyorlar. Bunun bir süreç olduğunu unutmamak, sürece inanmak ve bazen de cesurca adım atmak gerekir. Kimse durup dururken yaptığı işi başka şekilde yapmak istemez. Ama sizin mühendislik süreçlerinizi, üretim süreçlerinizi insandan bağımsız olarak bir firma değeri olarak sağlamanız ve bunu geliştirmeniz için dijital dönüşümle yapmanız, teknolojinin üzerine almanız gerekiyor. 

Bildiğiniz gibi, Japonya’nın 2015 yılında ortaya koyduğu Toplum 5.0 modeli var. Toplumsal bir yaklaşımla dijitalleşmenin sadece endüstride değil toplumun her kesiminde önemli olduğu, akıllı şehirlerin önemli olduğu bir konsept ki bence size uyuyor. Siz akıllı şehirler, insan, sağlık her alanda varsınız. Toplum 5.0 yaklaşımıyla ilgili hem şirketiniz hem de şahsınız olarak düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bizim firma olarak daha sürdürülebilir bir dünya için sanat, bilim ve teknolojiyi bir araya getirme hedefimiz var. Söylemde değil eylemde olan, buna inanan ve yatırımlarını da bu yönde yapan bir firmayız. Teknolojiye; ürün üretmenin, ürünlerin kendi çevresi içinde bulunduğu yani onu kullanacak, ondan fayda sağlayacak ya da olumsuz etkilenebilecek insanlarla birlikte bir bütün olarak bakmak gerekiyor. Hiçbir şey birbirinden ayrı değil, her şey birbiriyle etkileşim halinde. Bu bağlamda CEO’muz Bernard Charlès çok vizyoner bir iş insanı. Bay Charlès’ın, “Endüstri Rönesansı” diye anlattığı konu, Toplum 5.0’a çok benziyor. Burada içine insanı, çevreyi, karar vericileri, kentleri ve doğayı alan bir dönüşümden bahsediyoruz. Hatta Bay Charlès şöyle diyor: “Artık ürün eskisi gibi üretilmiyor. Düşünme, düşünme prosesleri, üretme, tasarlama hepsi değişti. Ama yarının ezber bozanları, bu en otomatikleştirilmiş üretim sistemlerine sahip olanlar olmayacak. Sürdürülebilir çözümlerden yoksun bir gezegenin zorluklarını çözebilen; geleceğin iş gücünü ortaya çıkaracak ve eğitecek bir teknik bilgi kültürünü inşa edenler olacak.” Bu bence çok güçlü bir ifade ve birçok şeyi anlatıyor.

Bu nedenle biz sürdürülebilirliği hem ürünlerimize hem de kendi bünyemizdeki bütün aktivitelerimize yansıtıyoruz. Buna da üç ana açıdan yaklaşıyoruz. İlki, “değişimi deneyimle”. Değişimi, deneyim içine almamız lazım. İkincisi, ürünlerimize harmonize etmek. Biz yalnızca ürün değil, müşterilerimizin sürdürülebilir inovasyon sağlayacağı ortamı sunmakla yükümlüyüz. Üçüncüsü, paydaşlarla iş birliği yapmamız lazım. Müşterilerimizle, iş ortaklarımızla, çalışanlarımızla ve diğer paydaşlarımızla (karar vericiler, kenti yönetenler, akıllı şehirler) kolaborasyonunu sağlamalıyız. Bütün bunlar aslında çok büyük ve beraberken anlam kazanacak dijital dönüşümün kısımları, parçaları ve önemli paydaşları diye düşünebiliriz.

Güncelleme Tarihi: 13 Haziran 2022, 18:31
YORUM EKLE

Huawei

Proven

Dergiler

ST Endüstri Radyo Canlı Yayını