Elektriksel gücün fiyatının belirlenmesinde dört ana model geliştirilmiştir. İlkine kullanma zamanı fiyatlandırması (time of use pricing) denir. Bu modelde fiyatlar belirli bir zaman dilimi için önceden belirlenmiştir. Maliyetler veya tüketim miktarı değişse de fiyat değiştirilmez. Bunu sağlamak için satıcıyı zarar ettirmeyecek iyi bir öngörü mekanizmasına gerek bulunur. Herkes de ne miktar kullanım için ne tutar ödeyeceğini bilir.
İkinci model kritik zirve fiyatlandırmasıdır (critical peak pricing). Bu modelde bir önceki modelin üzerine tüketimin çok fazla olduğu bazı günler için ekstra bedeller eklenir. Fiyat farkı fazladan üretilecek/satın alınacak gücün maliyetini karşılamak amacıyla arttırılır.
Üçüncü model gerçek zamanlı fiyatlandırma yapmaktır. Çoğunlukla fiyatlar saat saat değişir, tıpkı İDO’nun yapmış olduğu gibi. Fiyat sinyalleri tüketicilere önceden bildirilir. Gerçekte üretim talebe göre değiştiğinden, maliyetler de üretim miktarına göre değiştiğinden saatlik fiyatlar maliyetleri dikkate alarak adil kılınır. Bu model mutlaka tüketicinin aleyhine değildir, planlı kişiler bundan kazançlı çıkarlar (bkz. Pegasus yolcuları).
Zirve güç azaltma kredisi (peak load reduction credits) olarak adlandırılan dördüncü model büyük güç tüketicilerinin zirve talep zamanlarında kullanımlarını azaltmalarını sağlayacak fiyat antlaşmaları yapmak olarak tanımlanır.
İDO’nun uygulamasına yöneltilen tepkiler 21. Yüzyılın bilimi olan fiyatlandırma bilimine henüz tam hazır olmadığımızı ortaya koydu. Ancak enerji çağı olarak da gösterilen önümüzdeki dönemi iyi yönetmek istiyorsak işlerin teknik boyutunun yanında ekonomik yönlerini de uzmanlık derinliğinde ele almak zorundayız. Hele enerji sektöründe!
Güzel bir yaz dileklerimle.