Omron’un stratejik adımlarından biri Otomasyon Merkezleri açmak. Bu merkezler ne Ar-Ge laboratuarı ne de show room. Hem her ikisi hem de daha fazlası. Omron buralarda pazar trendlerine göre yeni teknolojiler geliştirip analizler yapmakta, yeni uygulama alanları aramakta ve mevcut uygulamaları geliştirmekte. Bütün bunlar Omron ile müşterilerinin sıkı işbirlikleri ile yürüyor. Müşterilerle toplantı odalarındaki masalarda görüşmek yerine prototipleri beraberce tasarımladığı, hedef pazarlar için yazılım kütüphaneleri geliştirdiği, değişik senaryoları sınayarak performans ve stres testleri yaptığı Otomasyon Merkezleri şirketin satış kadrolarını sürekli destekleyerek yeni projelerin müşteri gereksinimlerine tam olarak uyum sağlamasını garanti ediyor. Omron dünyada ardı ardına Otomasyon Merkezi açıyor. Sayı şu anda dörde ulaşmış bulunmakta.

Omron’un diğer bir stratejik kararı kontrolörünün yapısını değiştirmesi. Bugüne değin her otomasyon firması gibi Omron da kontrolörlerinin kalbi olan devreleri kendisi tasarımlamaktaydı. Bu devreler ASIC olarak adlandırılan uygulamaya özgü entegre devrelerdi. Ancak ASIC’ler hadi deyince çıkmadıklarından, tasarımıydı, testiydi, imalatı derken hayli zaman kaybı yaşanmaktaydı. Omron entegre devre tasarımı yapmak yerine geliştirme zamanlarını kısaltacak ve rekabet gücünü arttırmış olacağı bir yola girmiş; Intel ile anlaşıp Atom işlemci kullanmaya başlamış. Bu hem güvenilir bir komponent kullanmak hem de geliştirme sorumluluğunu Intel gibi bir dünya devine devretmek anlamına geldiğinden Omron bir yandan geliştirme maliyetlerinden kaçınmayı başarırken diğer yandan da sürekli gelişmeyi garanti ediyor. Sonuçta Omron müşterileri sınanmış ve daha ekonomik bir çözüme kavuşmuş oluyorlar.

Bu kapsamlı stratejinin Omron’u nereye taşıyacağını öngörmek zor ancak pazar dengelerinin oynayacağı görünüyor.