İşin bilimsel yanına geçmezden önce bir arkadaşımın İsveç’te, otelde yaşadığı olayı nakletmek istiyorum. Mini barda su bulamayan arkadaşım unutmuş olmalılar diyerek oda servisinden su ister. Kısa süre sonra kapı çalınır, garson gelmiştir. Ama elinde su yoktur, içeri girmek için izin ister. Arkadaşım çekilince de masaya yönelir. Boş bir sürahinin yanında durmakta olan küçük bir kartı alır arkadaşıma verir. Üzerinde musluk resmi bulunan kartta “Size dünyanın en kaliteli suyunu sunuyoruz” yazısı vardır.
* * *
Su kalitesi standartlarla belirlenmiş olan fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerin suda bulunma derecesi şeklinde tanımlanabilir. Su standartları başta Environmental Protection Agency (EPA) olmak üzere çeşitli dünya ülkelerindeki resmi ve yarı resmi örgütler tarafından tanımlanmakta ve geliştirilmektedir.
Kalitenin genel tanımı amaca uygunluk olduğu için suyun kalitesi de farklı kullanım amaçlarına göre değişiklik göstermektedir. İçilecek su ile temas edilecek suyun kalitesi aynı değildir. Ekosistemin sağlıklı kalması için gereken su kalitesi ise daha başkadır. Yeryüzündeki suyun büyük kısmı ne içilebilir niteliktedir, ne de zehirlidir. Okyanusları hesaba katmasak da bu böyledir.
* * *
İçme suyu kalitesi çoğu kişi için temizlik ile sınırlıdır. Standartlarda ise hayli karmaşıktır. İçme suyu kalitesi içindeki mikroorganizmaların, inorganik, organik kimyasal ve radyoaktif kirleticilerin miktarına göre belirlenir. EPA kirleticilerin belirli bir orana kadar bulunmasının suyu kalitesiz yapmadığını kabul ediyor. EPA’nın iki standart kategorisi var. Birincil standartlar, insan sağlığını doğrudan etkileyen etmenlerle ilgili. İkincil standartlar da tat, koku ve görünüm ile ilgili estetik unsurlar. Lezzet dikkate alınmadan kaliteden söz etmek olanaksız çünkü. Bu nedenle de belediye başkanlarının çıkıp musluk suyu içilebilir demeleri anlamsız.
İçme ve kullanma suyu kalitesini yükseltmek için kontrolümüzde olan değişkenler var. Bunlardan biri kaliteyi düşüren unsurlar arasında önemli bir paya sahip olan endüstriyel atık su. Ülkemizde yasa zoru ile kurulan arıtma tesisleri yeterli sayıda olmalarına karşın elektrik ve kullanılması gereken kimyasalların maliyetleri nedeniyle çalıştırılmamakta. Kamuoyu baskısı burada şart. Yoksa hem yatırımlar boşa yapılmış olacak hem de kaliteli su beklentimiz yalan olacak.