Evet, bu ayki konumuz konkasör…
Çok büyük boyutlardaki malzemeleri öğütmek için makine imal etmeye karar veren mühendisler memeli hayvanların çene yapılarını modelleyerek 1850 yılında konkasörü icat etmişler. Biri eğrisel hareket yapabilen, diğeri de ona antagonist davranan sabit iki çeneden oluşan yapısıyla konkasör çenenin doğasında var olan “dayanak-kaldıraç” mekanizması ile büyük ezme kuvvetleri yaratmış ve kırma-ufalama işlerinde büyük verimlilik yaratmıştır.
1924 yılında ikinci kuşak konkasör doğmuştur. Malzemeye ezmenin yanı sıra darbeler indiren yapısı ile vurmalı konkasör çeneli tipe kıyasla biraz daha fazla enerji tüketmesine karşın, daha yüksek kapasitesi ve daha hızlı sonuç veren bir modeldir. Makine start alır almaz üzerinde kırılacak malzemeyi taşıyan plato dönmeye başlayarak kayaları yukarıya doğru fırlatmaya koyulur. Kayaların kendi aralarında çarpışmaları ile birinci, üzerlerine balyoz ile vurulmaları ile iki farklı kırma işlemi gerçekleşir. Ufalanan parçalara ayrıca ekstrüzyon da uygulanarak boyutlar iyice küçültülür. Ölçüleri değiştirilebilir bir kalbur da parça büyüklüğünün istenen düzeye gelmesini garanti eder.
İkinci kuşağın çıkmasından bu yana geçen 90 yılda konkasörün yapısında kayda değer bir değişiklik yapılmamıştır. Bu da konkasörün ana fonksiyonu alanındaki evrimini tamamlamış olduğunun işaretidir.
O dünya durdukça var olacak ağır sanayi ekipmanlarından biridir.