Bireysel çalışmalar tamamlandıktan sonra toplanırlar, ellerindeki bilgileri birleştirerek doğacak çocuğun karakterini ve kaderini saptamaya çalışırlar. Varılan sonuç üzücüdür; doğacak çocuk içkiye, kumara, safahata düşkün bir erkektir. Kral II. Filip’in beklentilerine asla uymayan, hiç de onun hayallerini gerçeğe dönüştürecek biri değildir. Tembel, pısırık, korkak, zayıf karakterli, süfli yaşam sürecek birisi olacaktır. Bunları duyan kral köpürür, kahinlere doğacak çocuğunun bir kahraman, dünyayı fethedecek biri olması istediğini haykırır ve “Ya benim istediğim gibi bir çocuğum olmasını sağlarsınız ya da hepinizi işkenceyle öldürürüm” tehdidini savurur. Kahinler kara kara düşünmekteyken biri aniden buldum diye bağırır; “Çocuk bir saat geç doğarsa tam kralımızın istediği birisi olabilir, çünkü bir saat sonra gökyüzü haritası değişmiş olacak, çalışkan, iradeli, güçlü, akıllı bir hükümdar doğacak...”
* * *
Heykellerine ve resimlerine dikkatle bakıldığında Büyük İskender’in alnının üst kısmının hafif çukur olduğu fark edilir. Dünyaya tam saatinde gelmesi için başına bastırılarak annesinin karnından çıkması geciktirilmiştir!
* * *
İnsanların kaderinin ve karakterinin doğum anında belirlendiği tartışmaya açıktır ama makinaların kaderlerinin doğum anında kesinleştikleri gerçektir. Kaliteleri, performansları, maliyetleri, ne kadar ömürleri olduğu, üretimlerinin, montajlarının, bakımlarının zor mu kolay mı olacağı, çevreye zarar verip vermeyecekleri, taşınmasının, devreye alınmasının zahmetsizce ve kısa sürelerde yapılıp yapılamayacağı; tasarımları kesinleştiği, onaylandığı anda belli olmuştur. Çünkü tasarımlarının kesinleştikleri an makinaların kaderlerinin belli olduğu andır. Nasıl doğmuşsa öyle yaşayacaktır. Gerisi teferruattır.