İthalatçımız yerinden kalkıp şişman adamın yanına gider, “Afiyet olsun” der. Şişman adam da şaşırır, o da bu şehirde bir vatandaşı ile karşılaşacağını aklına getirmemiştir. İkisi birlikte aynı masaya geçer, sohbete başlarlar. Şişman adam bir benzin istasyonu işletmektedir ve kotasını tutturmuş olduğu için Uzak Doğu gezisine gönderilmiştir. İzlenimlerini paylaşmaya başlar; “Aslında gezi programında burası yoktu, ancak birkaç defa Çin’e gelmişliğim vardır, bu sefer başka birkaç şehir görmek istedim, sağ olsun petrol şirketi isteğimi geri çevirmedi, kimsenin gelmediği bu şehri gezme fırsatım oldu. Türkiye’de bir hayli şehir bilirim, bizim insanımız da hayli misafirperverdir ancak buranın halkını bizimkilerden sıcak buldum. O kadar yakın insanlar ki, inanamazsın…”
İthalatçı da yeni arkadaşıyla aynı görüştedir; bu şehrin esnafı yabancıları pek sevmekte, uluslar arası ticarette bile birinci önceliği dostluğa vermektedir. Kendi şehirlerinde kimse kimse ile görüşmemektedir, komşuluk bile ölmüştür.
Yemek ve sohbet çok iyi devam eder, konuştukça pek çok ortak noktaları olduğunu farkına varırlar. Takımları aynı, partileri aynı, zevkleri aynıdır. Hatta tercih ettikleri gezme yerleri bile aynıdır.
Ancak zaman hızla geçer, ithalatçının bir randevusu vardır ve ayrılmak zorundadır. Vedalaşırken birbirlerinin telefonlarını kaydederler. Bu arada şişman adam adresini bir kâğıda yazarak uzatır ve ülkeye döner dönmez görüşmek istediğini bir daha vurgulayarak ithalatçıdan da adresini ister.
İthalatçı şişman bir yandan kağıda kaleme sarılırken diğer yandan şişman adamın adresini okumaktadır. Birden durur, başını kaşımaya başlar ve yanıtını verir: “Fazla uzak sayılmayız herhalde. Aynı binada en üst kattayım.”