İşe burnumuzun dibindeki Ayasofya’dan başlamak gerektiğini düşünüyorum. Tasarım bir kültür olduğundan ve insanın kültürü tasarım ve zevklerine yansıdığından en başa bu müstesna tasarımı koymayı uygun görüyorum. Tarihi binalarla devam edersek Versailles sarayı ile Taj Mahal’i de listeye dahil etmek gerektiği kanısındayım. Beni etkileyen binalar arasında en önde yer alanlardan biri olan Chrysler’ın New York’taki binasını da tavsiye etmeden geçemeyeceğim. New York’taki “New Museum of Contemporary Art”ın bir başyapıt olduğunu da belirteyim. Gezegenimizin başkenti olduğuna inandığım New York’tan önereceğim diğer yapıt yine bir müze: “Skyscraper Museum”
Görmeyi çok arzuladığım binalara gelince ilk sırayı Meksika’daki Chichen Itza tapınağı alıyor. Oraya kadar gidilirse Nautilus House da kaçmamalı. Orada, kadınlar adasında (Isla de Mujeres) bir de Conch Shell house var.
Avrupa’dan Barcelona’daki Mind House ve La Pedrera ile Polonya Sopot’daki Crooked (çarpık) House ilk gidecek olduklarım. İspanya Bilbao’daki Guggenheim müzesi de bilhassa gitmeye değeceklerden.
Portekiz’deki müzik evi (CASA de MUSICA) de çok ilginç bir başyapıt.
Çoğu firma bayilerini Belarus’a götürmeyi seçiyor. Amaçlar içine mutlaka Minsk’teki Ulusal Kütüphane dahil edilmeli.
Viyana’daki House Attack’ı ilk gördüğünde ağzı açık kalmayacak, hatta küçük dilini yutmayacak kişi tanımıyorum.
Yolum Hindistan’a düşerse Delhi’deki Lotus mabedi de içine girmeyi arzuladıklarımdan.
Söz Dubai’den açılırsa çoğunluk Burj El Arab der, ben önceliği Rotating Tower’a veriyorum. Orada bir de Atlantis binası var.
Dünyanın görülmeye değer binaları yazmakla bitmese de onlardan esinlemek durumundayız. Bu yalnızca konsept projelere ilham vermekle kalmayıp, mimarlarımıza mesleki tatmin artışı da getirecektir.