Sonra Mancınık yapma sanatı. Bu savaş için lazımdır, çünkü taştan, demirden ya da başka maddelerden olan mermileri uzaklara kadar atabilir. Sonra asıl mekanikçilerin sanatı denen sanat gelir. Zira bunlar suyu derinden yukarı çıkarırlar. Mekanikçiler içinde aşağıdakilere harika sanatçılar denir. Bunların bir kısmı Heron’un Pneumatikasında olduğu gibi hava bilgisini kullanırlar, başka bir takımları Heron’un otomatlar bilgisinde gösterdiği gibi kirişler ve ince iplerle canlı yaratıkların hareketlerini taklide çalışırlar. Başka bir takımları Archimedes’in yazmış olduğu suyla işleyen otomatları ya da Heron’un gösterdiği gibi su saatleri yaparlar. Bunlardan başka küreler yapmasını bilenler ve göğün hareketini suyun düzenli bir şekilde dairesel tarzda hareketiyle tasvir edebilenlere de mekanikçi denir”  

İlkçağda mekanik sanatlardan ne anlaşıldığını o çağın büyük yazarlarının eserlerinden öğreniyoruz. Aristo’nun da ‘Mekanik Problemleri’ adlı bir eseri vardır. Eserde o devrin yardımcı araçları sayılmıştır. Aristo’nun kitabında şunlar yazılıdır: “Kaldıraç, kuyular için bir tarafı ağırlıklı kuyu serenleri, eşit kollu terazi, kıskaç, oduncu ve taşçı kaması, balta, çevirme kolu, merdane, tekerlek, çıkrık, çömlekçi tezgâhı, palanga, mancınık, kayık küreği ve nihayet demirden ya da tunçtan yapılma ve dönme hareketini tersine çevirmek için kullanılan çarklar.” Bu sonuncusunun dişli çark olması olasılığı bulunmaktadır. Gerçi ben ne buna ne de yazarların üslubuna takılıyorum. Takıldığım nokta bizden 2400 yıl sonra yaşayanların  (veya yazı yerine kullanılacak iletişim aracı) bugünkü teknolojik düzeyi öğrendiklerinde bizimle aynı duyguları hissedip hissetmeyecekleri.

Bu arada Heron’un Otomatlar kitabında anlatılanların robotik teknolojisinin dedesinin dedesi olduğu da ortada.