Bunun tam tersi olan, asla sonuca ulaşılamayacak projelerde çok anlamsız çabalar da sarf edilmekte. Araç pili geliştirme projesi buna bir örnek. Otomobil, enerji, elektrik, özel Ar-Ge firmaları, dünya üniversiteleri ile enstitüler derin dalış yaparken iyi niyetli; ancak dağarcığı sığ firmalarımız maalesef kaynak kaybediyorlar.

Ar-Ge projeleri ile ilgili temel sıkıntılardan biri belirsizlikleri yönetememektir. Ar-Ge çalışmaları doğası gereği belirsizdir. Hiç kimse Ar-Ge’nin ne zaman başarılı olup ne zaman olamayacağını ve başarının düzeyini bilemez. (belirsizlik olmasaydı Ar-Ge de olamazdı!) Dolayısıyla bu çalışmalar büyük ölçüde belirsizliği yönetme projeleridir. Projedeki çok sayıdaki belirsizlikler tek tek
sayısallaştırılmadan başarıdan bahsedilemez. Bu da soyut düşünme yetersizliği çeken kadroların üstesinden geleceği bir şey değildir. Apple, Hp, P&G, Intel, 3M, Gillette, Volkswagen, Google gibi şirketler öncelikle belirsizlikle başa çıkma yeteneklerini geliştirdikleri için yüksek Ar-Ge başarıları yakalamışlardır.
 
Belirsizlik ile mücadelede en büyük düşmanımız varsayımlardır. Düşünce tarzımızın ayrılmaz bir parçası olan varsayma davranışı, ne yazık ki gerçek belirsizliği örttüğünden Ar-Ge projelerinin sürelerini uzatıp isabet oranlarını aşağı çeken en önemli faktördür. Bir Çin atasözü buraya tam uymaktadır: “Düşmanla karşılaştık, o bizmişiz.” Zannettiğimiz sürece düşmanımız kendimiziz.