Keza Ankaralıların çoğu bilir, ünlü bir ailenin adıyla anılan büyük bir bina, planlama hatası nedeniyle içine bir kule vinci hapsetmiş durumdadır!

Bu tür bireysel hataların dışında, sık yapılan ve herkesçe her zaman görülmeyen hata, zevklerine göre hareket eden cüretkâr mimarların müşterilerinin belirtmeyi düşünemedikleri isteklerini kendi iç dünyalarına göre karşılamaları, müşterilerin belirttikleri istekleri keyiflerince değiştirmeleri, sonuçta ortaya pek de hoş olmayan sürprizler çıkarmalarıdır.  Çoğunluğu tenzih ederim ama daha da ileri gidip, içinde yaşayanların iş çabalarını destekleyecek, anlamlı, değerli ve yönetilebilir yapılar oluşturmak yerine bazı mimarlarımızın çok belirgin şekilde kendi adlarına abide diktiklerine, “bu benim eserim” vurgusunu ön planda tutan yapılarla ego şampiyonları kazandıklarına da şahit oluyoruz.

Akıllı binalar alanında, yalnızca ülkemizde değil, dünyanın pek çok yerinde en sık yapılan hata ise yeni binaların teknolojinin itmesi (technology push) denilen tarzda yapılmasıdır. Temelde bir ürün olan binaların tıpkı diğer ürünler gibi yapılmaları zorunludur. Pazarın çekmesi (market pull) denilen doğru anlayış önce hangi hedef kitleye hitap edileceğinin saptanmasını, sonra bu kitlenin gereksinimlerinin ortaya çıkartılmasını önermektedir. Maalesef genel trend pazarın çekmesine uymak yerine, veri iletiminden ses yönetimine, geçiş kontrolden iklimlendirmeye kadar her şeyi ulaşılabilir teknoloji hangisi ise onunla karşılamak şeklindedir. Bütünsellik anlayışından uzak ve sakinlerin kimler olacağı düşünülmeksizin yapılan bu uygulama kalıcı başarı getirmemektedir.

Mimarlığın tanımı da zaten bu yöndedir: “müşteri gereksinimlerini inşaat mühendislerinin anlayacağı dile çevirmek!” 

*   *   *

Hatta günümüzde yalnızca bugünkü müşteri gereksinimlerini dikkate almak da yeterli bulunmamaktadır. Akıllı binaların tasarım ömrü 25-50 yıl olarak öngörüldüğünden ve değişim hızı çok yüksek olduğundan gelecekteki kullanıcı gereksinimlerini de hesaba katmak gerekmektedir.

Burada hassas bir nokta var. Hedef müşteri kitlesinin gereksinimlerini anlamak için anketler, odak grup çalışmaları yapılsa da gelecekte gereksinimlere yönelik anlamlı ve sağlıklı bir sonuç elde edilemiyor. Bu bakımdan başka bir paradigmaya gereksinimimiz vardır; tekrar konfigüre edilebilir yapılara. Yeniden konfigüre edilebilirlik binanın kullanıcılarının gereksinimleri değiştiğinde bugünkü terminoloji ile ‘tadilat’ için gerekecek zamanı ve maliyetleri makul kılacak anlayış ile proje yapılması anlamına gelen modern kavramdır.
Yeni binalara akıl artık bu kavram ile girmektedir.