Almanya’da imalat endüstrisi ekonominin %21’ini oluşturuyor. Bu katkı çalışan nüfusun %22’si ile gerçekleşiyor. ABD’de ise milli gelirin %13’ü imalattan kaynaklanıyor. Bunu da çalışan nüfusun  %11’i ile başarıyorlar. Ancak burada dikkat çeken husus imalat sektörünün ABD’de düşüş içindeyken Almanya’da az da olsa yükseliş eğiliminde olması.

Her iki ülke de inovasyonu çok önemsiyor, ancak yaklaşımları çok farklı. ABD inovasyonu yeni sektörler yaratmak amacıyla yapıyor. Google, Facebook, Twitter, Instagram gibi geniş kitlelerce benimsenen Internet hizmetleri üretiyorlar ve buralardan kazanmayı amaçlıyorlar.  Almanya ise inovasyonu iki türlü değerlendiriyor. Birincisi gelecekte önemli olacağını düşündüğü sürdürülebilir enerji, moleküler biyoloji, laser gibi alanları geliştirmeye çalışıyor. Bunun için kurduğu bir think tank olan Fraunhofer Enstitüsü var. Bu alanlardaki çalışmalar şimdiye kadar umuttan başka bir şey vermiş değil, ancak tutarsa çok ciddi bir avantaj getirecek.

Almanya inovasyonu aynı zamanda mevcut ürünleri ve süreçleri iyileştirme aracı olarak görüyor. Örneğin enformasyon teknolojisi alanındaki gelişmelerle farklı bir sektör yaratmayı değil, otomobillere yeni fonksiyonlar eklemeyi düşünüyorlar. Koydukları sensörlerle gece yolculuklarında yollardaki rakun, ayı, geyik gibi büyük hayvanları algılayıp sürücüyü uyarıyorlar, ön paneli, laser ile cama yansıtıp bakışların yoldan ayrılmamasını sağlıyorlar. Sonuçta Detroit hayalet şehir haline gelmişken BMW, Mercedes pazarlarını büyütüyor.

Bu yaklaşım gelir dağılımının bozulmasının da önüne geçiyor. Almanya’da imalat çalışanlarının ortalama gelirleri ABD çalışanlarının gelirinden %66 daha yüksek. Yakınlarım bendeki Alman hayranlığını bilirler. Bu da gerekçelerimden bir diğeriydi.
 

Güzel bir yaz dileklerimizle...