Bakım 4.0

Veri Gürültüsünden Stratejik Karara

Sa-Mo-Par Üretim ve Bakım Müdürü Erdem Andıç, dijital sistemlerin sahadaki insan deneyimi ile birleşmediği sürece verimsiz kalacağını vurgularken; veri kalitesini artırmanın ve yanlış alarm riskini yönetmenin yollarını da anlattı.

Bakım anlamında son yıllarda yaşanan dönüşümün, teknolojiden ziyade bakış açısıyla ilgili olduğunu düşündüğünü belirten Sa-Mo-Par Üretim ve Bakım Müdürü Erdem Andıç, “Nitekim, sensörler, yazılımlar, yapay zeka; bunların hepsi güçlü araçlar ama sahada karşılık bulmadığı sürece tek başına bir anlam ifade etmiyor. Bakım 4.0 dediğimiz kavram, benim için önce sahayı doğru okumayı, sonrasında ise teknolojiyi doğru yerde ve doğru dozda kullanmayı ifade etmektedir.” ifadelerini kullandı.

Bugün birçok tesiste sensör yoğunluğunun ciddi oranda arttığını, ancak doğru bilinenin aksine veri arttıkça karar kalitesinin otomatik olarak artmayacağını vurgulayan Andıç, “Tam tersine, gereksiz ve bağlamsız verinin sahada bir gürültüye dönüşmesi durumu oluşacaktır. Burada kritik olan nokta; ölçebildiğimiz her şeyi değil, yönetmek istediğimiz şeyi ölçmektir diyebiliriz. Bu yüzden bakım tarafında KPI’lar ile, arıza modlarıyla ve ekipmanların kritiklik analizleriyle bağlantısı olmayan veriyi ayıklamak gerekmektedir.” dedi.

KESTİRİMCİ BAKIM MODELLERİ SAHADA KADEMELİ DEVREYE ALINMALI

Andıç, kestirimci bakım uygulamalarında en kritik ve hassas konulardan birinin yanlış alarm riski olduğunun altını çizdi. Sistemin sürekli yanlış alarm üretmeye başladığında, teknisyenin refleksi ve/veya tepki durumunun bir süre sonra bu uyarıları görmezden gelmek üzerine olgunlaştığını aktaran Andıç, “Bu durum da hem motivasyonu hem de sisteme olan güveni zedeliyor. Bu nedenle, kestirimci bakım modellerinin sahada kademeli devreye alınması gerektiğine inanıyorum. İlk aşamada sistem bir karar verici değil, bir danışman gibi çalışmalı. İnsan deneyimiyle birlikte alarm eşikleri ve algoritmalar da zamanla iyileştirilmeli.” şeklinde konuştu.

TPM, Kaizen ve dijital bakım sistemlerini birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak gördüğünü kaydeden Andıç, “Sahadaki en sağlıklı yapı; dijital sistemlerin disipliniyle, TPM’nin sahiplenme kültürünün ve Kaizen’in sürekli iyileştirme reflekslerinin birlikte çalışması ile oluşmaktadır. Operatörün makineyi sahiplenmediği, bakımcının sahadan koptuğu bir ortamda en iyi yazılım bile sınırlı kalacaktır. Dijital sistemler işi kolaylaştırmalı, ancak sahadaki insana mesafe koymamalı.” dedi.

CMMS ve EAM veri sistemlerinde, veri kalitesini artırmanın yolunun yine sahadan geçtiğini ifade eden Andıç şöyle konuştu: “Teknik ekip, girdiği verinin neden önemli olduğunu bilmiyorsa, o verinin kalitesi de düşük olacaktır. Bizim sahada gördüğümüz en etkili yaklaşım; girilen verinin geri dönüşünü göstermek. Karmaşık ekranlar yerine, sade ve sahaya uygun arayüzler de bu noktada çok kritik öneme sahip olmaktadır.

Otonom bakım ile insan müdahalesi arasındaki sınır net çizgilerle ayrılabilecek bir konu değil. Dijitalleşme arttıkça, bakımcının rolü tornavidadan çok analize doğru evriliyor. Ancak tamamen insansız bir bakım anlayışının gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Çünkü saha her zaman sürpriz üretir. O noktada tecrübe, sezgi ve durumsal değerlendirme hala çok değerli.”