Türkiye yapı sektörü, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve 2053 Net Sıfır Emisyon taahhüdü doğrultusunda kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu dönüşümün temelinde ise dekarbonizasyon, yani karbonsuzlaşma yer almaktadır. Yapı sektöründe atılacak her adım, Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonlarının azaltılmasında doğrudan ve belirleyici bir etki yaratmaktadır. Bu yaklaşım, yürürlüğe giren İklim Kanunu ve ilgili politika belgeleriyle de güçlü biçimde desteklenmektedir.
Küresel ölçekte değerlendirildiğinde binalar, enerji kaynaklı karbon emisyonlarının yaklaşık %37’sinden sorumludur. Türkiye özelinde ise bina ve inşaat sektörü, toplam enerji tüketiminin yaklaşık %35–40’ını oluşturmaktadır. Bu veriler, yapı sektörünün dekarbonizasyon sürecinde neden kilit bir rol üstlendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
TEMEL HEDEF, KARBON EMİSYONUNUN KADEMELİ OLARAK AZALTMAK
2053 Net Sıfır hedefi yalnızca enerji tüketiminin azaltılmasını değil, aynı zamanda karbon yoğunluğunun sistematik biçimde düşürülmesini zorunlu kılmaktadır. Bu kapsamda yapı sektöründeki temel hedef, birim metrekare başına düşen karbon emisyonunun kademeli olarak azaltılmasıdır. Önümüzdeki on yıllık süreçte yeni binalarda operasyonel karbon emisyonlarının en az %40–50 oranında azaltılması, 2050’ye yaklaşırken ise %80’in üzerinde bir karbonsuzlaşma sağlanması öngörülmektedir.
Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin “Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar”, “Erişilebilir ve Temiz Enerji” ve “İklim Eylemi” başlıkları, yapı sektöründe dekarbonizasyonun yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Enerji verimli ve düşük karbonlu yapılar, hane halkı enerji maliyetlerini düşürürken kentlerin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artırmaktadır.
Bu noktada yalnızca yapıların işletme aşamasındaki enerji tüketimine odaklanmak yeterli değildir. Tasarım, malzeme seçimi, yapım süreci ve kullanım dâhil olmak üzere tüm yaşam döngüsü boyunca ortaya çıkan karbon etkisinin dikkate alınması gerekmektedir. Gömülü karbonun bazı yapı türlerinde toplam karbon ayak izinin %50’sine kadar ulaşabilmesi, malzeme tercihleri ve yapım tekniklerinin önemini artırmaktadır.
Kentsel dönüşüm projeleri ise karbonsuzlaşma açısından önemli bir fırsat sunmaktadır. Mevcut yapı stokunun enerji performansının iyileştirilmesiyle şehir ölçeğinde %30–40 oranında emisyon azaltımı mümkündür. Ancak bu potansiyelin hayata geçebilmesi, dönüşüm projelerinin yalnızca yapısal güvenlik değil, enerji ve karbon performansı kriterleriyle birlikte ele alınmasına bağlıdır.
Sonuç olarak yapı sektöründe dekarbonizasyon bir tercih değil, 2030 ve 2053 hedefleri doğrultusunda zorunlu bir dönüşümdür. Bu süreçte sektör paydaşlarının sorumluluğu, kısa vadeli maliyet odaklı yaklaşımlar yerine uzun vadeli değer yaratmayı merkeze alan bir bakış açısı geliştirmektir. Yönetmeliklere uyum bu yolculuğun başlangıç noktasıdır; asıl farkı yaratan ise karbonsuzlaşmayı stratejik bir vizyon olarak benimseyebilmektir.