Yiğitliğin onda dokuzu

Yine epey yanıtımız var; emeklilik fonları, mobil telefonlar, lojistik hizmetleri, biyoteknoloji ve finansal ürünler gibi. Bunlara bakarak 20 yıl sonra da şimdi olmayan sektörlerin ortaya çıkacağını anlıyoruz. Hatta bugün doğanların çalışacakları mesleklerin henüz yaratılmadığını da ileri sürebiliriz. İnsanın yaratma kapasitesi ile önlenemez hale gelen değişim yepyeni endüstrileri karşımıza çıkartacak. Ancak bir sorun var; yeni sektörleri yaratmak için tüm gücümüzü kullanmıyoruz. Kaynaklarımızı ve dikkatimizi var olan ürünlerin pazarında kıran kırana rekabete ayırıyor, nasıl olsa doğacak yepyeni pazarları bir an önce yaratmak için yalnızca küçük çabalar harcıyoruz.

Zamanımızı, eforumuzu yanlış savaşlarda tüketmek yerine bakir alanlar keşfetmek, rekabetin başlamamış olduğu pazarları yaratıp değerlendirmek çok daha akılcı değil mi? Bu soruya evet diyen yönetim bilimciler yaklaşımlarını “Mavi Okyanus” teorisi olarak adlandırıyorlar. Mavi okyanuslar bugün var olmayan, bilinmeyen, henüz yaratılmamış pazarlar. Buralara ilk giden pazarın sunduğu fırsatları ilk önce değerlendirecek. Tabii bir süre sonra mavi okyanuslara başka firmalar da gidecek rekabet kızışacak, okyanus da kızıla boyanacak ama önce giden parsayı toplayacak…

Mavi okyanusçular yeni pazarlar peşinde yeteri kadar çok koşmuyor oluşumuzun nedenlerinden birinin eskimiş, ancak hala daha hüküm sürmekte olan yönetim bilimi olduğu görüşündeler. Günümüz yönetim bilimi kırmızı okyanuslarda mücadele etme öğretisi üzerine kurulu. Japonların 1970’lerde başlattığı atılım ile mevcut pazarlarda nasıl rekabet edilmesi gerektiği konusunda epey kafa patlatılmış. Sonuçta rekabet stratejilerinin şirket başarısı ile başarısızlığı arasındaki farkı belirleyen unsur olduğuna inanılmış. Oysa kırmızı okyanuslarda şirketler büyümelerini yalnızca mevcut pazar müşterilerine bağlamış olduklarından kendi kendilerini sınırlıyorlar. Onun yerine müşterilerinin dışındaki alanlara baksalar, oralarda karşılanamayan gereksinimler var mı, yok mu diye araştırsalar yepyeni endüstriler, bambaşka fırsatlar yaratabilecekler.
Bugün pek çok şirket kızıl sularda başarıyla mücadele etme yeteneğine sahip. Bunu sektörü analiz ederek, ekonomik konjonktürü gözleyerek, benchmarking yaparak ve teknikler kullanarak beceriyorlar. Ancak savaşı kazansalar da ellerine fazla bir şey kalmıyor. Oysa yeni pazar yaratacak tarzda düşünseler rekabet savaşlarında yıpranmayacaklar.

Tercih yönetici ve firma sahiplerinin; ya dövüşmeyi sürdürmeyi tercih edecekler ya da sakin taraflara kaçmayı… Birinci yol için yoğun mücadele edecek bir yapıya ikincisi için ise gelişmiş hayal gücüne gerek bulunuyor.