Bu yeni konular derin eğitim almış uzmanlar gerektiriyor. Gelgelelim uzman sayısının fazla olmasına gerek bulunmuyor. Dolayısıyla yeni sektörler ekonomik güçlenme getirmelerine karşın istihdamın artmasına çok az katkıda bulunuyorlar.
Ancak gelir dağılımının dengelenmesi ve toplumsal huzur için istihdam zorunluluk. Bunun için de imalat sektörünün büyümesi gerekiyor. Bu sektör yeniler düzeyinde derin uzman kullanmıyor. İşler orta düzeyde elemanlar ile yürüyor. Fakat sektörün istihdam kapasitesi çok daha fazla! Üstelik istihdam uzun süreli, istikrarlı bir seyir izliyor.
Gelişmiş ülkeler kaynaklarını yeni konulara yönlendirip imalat sektörünü ihmal edince orta sınıf işsiz kalıp fakirleşiyor. Gelir dağılımı bozuluyor, zenginle fakir arasındaki uçurum derinleşiyor. İmalat sektörünün düşüşü dış ticaret dengelerini de olumsuz etkiliyor.
Örneğin; ABD uzun yıllardır imalat sektörünü ihmal edince firmaların rekabet güçleri azaldı, ülke imalata önem veren Alman arabalarıyla doldu, Detroit şehri iflas etti.
Benzer durum İngiltere’de daha çarpıcı biçimde yaşandı, ellerinde neredeyse otomobil markası kalmadı, işsizlik sadece imalat sektöründeki küçülme yüzünden 15 yıl içinde yedi puan arttı.
Bilgisayar programcılığına, çağrı merkezlerine, diğer iş hizmetlerine güvenen Hindistan’ın da büyümesi durdu, istihdamı azaldı. Fransa, İtalya da aynı dertten muzdaripler. Bu ülkelerin tümünde, bilgi toplumuna geçmek imalat endüstrisini ihmal gerekçesi olmamalı, deniyor.
Türkiye de yıllardır imalat sektörünü ihmal etti. Neyse ki 12 yıl sonra Ali Babacan durumu kavradı da bundan böyle imalat sektörüne önem vermemiz gerektiğini açıkladı (17 Eylül tarihli gazeteler). Ancak yukarıda adı geçen ülkeler ile aramızda fark var; onlar bilgi toplumu olduk, diye imalatı gözden kaçırmışlardı. Biz ise bu işi inşaat rantları uğruna yaptık. Bakan Bey’in imalatı destekleme sözü yeterli değil, aynı zamanda bilgi toplumu olmaya da çalışmak zorundayız.