Üretim sisteminin ara aşamalarında mal birikmesi olarak tanımlayabileceğimiz süreç içi
stoklar iki konuya işaret eder. Birincisi böyle bir durum sonraki imalat adımının iyi bir şekilde beslenmekte olduğunun belirtisidir. Önceki aşama iyi bir şekilde çalışmakta ve çıktılarını sonraki istasyona aktarmaktadır. İkincisi bu durum aynı zamanda sonraki adımda kapasite sıkıntısı bulunduğunu göstermektedir. Çünkü sonraki aşama kendisine gelen yarı ürünleri kuyrukta tutmak zorunda kalmakta, onları hızla işleyememektedir.
Üretim yönetimi disiplini süreç içi stokları optimal düzeyde tutmayı, dengelemeyi önerir. Eğer bunlar artarsa yer gereksinimi de artış gösterecek ve fiziksel ortam dağınık bir hal alabilecektir. Ancak bundan daha önemli sakınca süreç içi stoklardaki artışın daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç yaratmasıdır. Stoklar artınca onlara bağlanan para da artacak ve finansman maliyetleri yükselecektir.
Öte yandan stoklar olması gerekenden az miktarda olursa önceki makinalarda oluşabilecek küçük duruşlar dahi sonraki makinelerin durmasına yol açacak, üretim kayıpları oluşacaktır.
Süreç içi stokların optimizasyonu için bugüne kadar geliştirilmiş en iyi yöntem Kanban adıyla bilinen çözümdür. Weidmuller bu konuda çok güzel bir pratik geliştirmiş. Fabrikalarında her montaj hattı için içinde bir kanban kartının yer aldığı hammadde/parça kutusu bulunuyor. Her kanban kartının üzerinde bir parça resmi ile bir renk bulunmakta. Renk makineyi belirtmekte. Kutudaki parçalar hattı beslemeye başladığında lojistik personeli kartı alıp depoya gidiyor. Depocu kartı görünce doğru parçaları doğru adette teslim ediyor. Lojistikçi de renk sayesinde makineyi şaşırmıyor. Sade ancak hatasız çalışan bu sistem sayesinde hem süreç içi envanterlere bir üst limit getirilip sistemin aşırı yüklenmesini önlenmekte, hem de makinelerin durmaması garanti altına alınmakta.
Weidmuller’in bu sade çözümü bana Cruyff ’un ünlü sözünü hatırlattı. Futbol sade bir oyundur, zor olan onu sade oynamaktır.