Çoğu firma gönlündeki elemanı bulamayacağını anlamış olduğundan işe alım kriterlerini değiştirdi. Bir patron durumu “hazır eleman bulma umudum kalmadı, görüştüklerimin gözünde ışık arıyorum; çalışma isteği, öğrenme yeteneği var mı, kendisine yapacağım yatırımın geri dönüşü olabilir mi diye bakıyorum” ifadesiyle özetliyor.
Yetişmiş insan gücü eksikliğinin çeşitli nedenleri var. Üniversitelerin yetiştirme yeteneklerinin zayıflaması kanımca birinci neden. İkinci sırada bilginin çok hızlı bir değişim göstermesi geliyor. Günümüzde adeta bilginin raf ömrü süt ürünlerininkine benzer şekilde çok kısaldı. Bilginin yarılanma ömrü denilen bu olgu zamanın her sektörde farklı hızda akması nedeniyle mühendislik türüne göre değişiyor. Örneğin makina mühendisliğinde yedi yıl, elektronik mühendisliğinde üç, bilgisayar mühendisliğinde bir buçuk yıllık yarılanma ömründen söz ediliyor. (Bilgisayar sektöründeki durum Moore Yasası olarak biliniyor ve prosesör gücünün her 18 ayda iki misline çıkması olarak ifade ediliyor.)
Değişimin bu kadar hızlı olması haliyle herkesi yüksek tempolu öğrenme sürecine sokuyor ve beyinleri zorluyor. Ünlü düşünür Alvin Toffler bu nedenle cahil sıfatının tanımının da değiştiğini şu sözlerle ifade ediyor: “çağımızda cahil, bir şey bilmeyen değil, bilgisi eskiyince silip yerine yeni doğruları öğrenemeyendir”. Haliyle cahil kalmamak herkesin harcı olmaktan çıkmış durumda.
Bugün otomasyon eğitim kalitesinin yükseltilmesi acil bir gereksinimdir. Sorunun nedenleri –üniversite eğitim kalitesinin iyileştirilmesi ya da beyinlerdeki gri hücre sayılarının arttırılması – üzerinde etkisi olamayacağından sektörün kendi gereksinimini karşılayacak yapılanmayı gerçekleştirmesi gerekmektedir.
Otomasyon eğitimi kesinkes teori ve pratiğin birlikte işlenmesini gerektirmektedir. Klasik teorik otomasyon eğitimi fonksiyonel spesifikasyonlardan, kontrol algoritmaları matematiğinden ve kontrol sisteminin doğruluğunu test amaçlı simülasyonların hazırlanmasından oluşur. Oysa pratikte otomasyon sisteminin tasarımı ve uygulaması çoğunlukla spesifikasyonların doğrudan kontrol kodlarına dönüştürülmesi ve gerçek endüstriyel tesislerde sınanması şeklinde oluşur. Teorik yaklaşım yapısaldır, ancak feasible değildir, çünkü gerçek endüstriyel sistemin karmaşıklığı ile başa çıkmada zorlanır. İkinci yaklaşım da yapısal değildir, bu nedenle de çözüm geliştirme aşamasında kritik problemler öngörülemez ve sahada büyük risklerle karşılaşılması olasılığı doğar. Teorik ve pratik eğitimin birlikte olmayışı sonucunda ortaya optimalin aşağısında bir sistem üretme kapasitesi olan sektör çalışanları çıkar. Bu istenmiyorsa sektörün pratik ve teoriği benliğinde bütünleştirmiş elemanlara gereksinimi bulunmaktadır. Teorik eğitimi vermek fazla sorun değildir, ancak pratik eğitim için sektörün eğitim laboratuarına gereksinimi vardır. Laboratuar formülü ise istenirse halledilmeyecek büyüklükte değildir.
Otomasyon bilgi tabanlı bir sektördür. Dünyada üretilen bilgiden uzak kaldıkça sektörün zayıflaması da kaçınılmazdır.