Kompresörlerin birisi eski diğeri yeni. Eskisi optimum verim noktasında sürekli çalıştırılıyor. Yeni olan da hava gereksinimi arttığında devreye giriyor. Hava fazla gelirse blöf vanasından (fabrikadakiler böyle diyor) tahliye ediliyor. Uzun yıllardır bu şekilde çalışmakta olan sistem işletme körlüğünün etkisiyle verimli görülüyor. Ancak dünyanın en pahalı elektriğini kullanmamız faturaları şişirince bazı fırsatlar da ortaya çıkıyor.
Fermantasyon süreci havaya, kompresörler de sürece bağımlı olduğu halde iki sistem birbirlerinden bağımsız yönetiliyor. Hava arzı PLC/HMI ile kontrol edilirken süreç DCS’in denetiminde. Tabii bu durumda akla ilk gelen de iki bağımsız otomasyon sisteminin entegrasyonu oluyor. Bu gerçekleşirse kompresörlerin ve sürecin performansları daha sağlıklı değerlendirebilecek. Bunun için DCS Historian’ındaki verileri her bir kompresörün üzerindeki elektrik sayaç verileri ile ilişkilendirip incelemek gerekmekte…
Entegrasyon sonrası ilk veri incelemesi kompresörlerin çoğu zaman gerekenden %20 daha fazla hava ürettiklerini gösteriyor. Bunun üzerine mühendisleri basınç set değerini düşürüyorlar. İlk sonuç beklendiği gibi; elektrik tüketimi anlamlı bir düşüş gösteriyor. Hesaplamalar projenin bir yıldan kısa sürede amorti edeceğine işaret ediyor.
İkinci sonuç hiç beklenen bir şey değil; kompresörlerin trip atma sayısı %80 azalıyor.
Veriler görmesini bilenlere büyük fayda sağlıyor…
İkinci sonuç hiç beklenen bir şey değil; kompresörlerin trip atma sayısı %80 azalıyor.
Veriler görmesini bilenlere büyük fayda sağlıyor…