2010 yılında 17 nükleer santrali bulunan ve nükleer kaynaklı elektrik enerjisi üretiminin toplam içindeki payının %22 olduğu Almanya, Japonya’daki Fukushima nükleer santral faciasını takiben 2011 içinde bunların sekizini kapattı. Geri kalan dokuzunun da 2023 yılına kadar kapatılması kararlaştırıldı. İlk nükleer santralini kapatıncaya kadar bağlı olduğu AB enterkonnekte sistemi üzerinden enerji satışı yapmakta olan Almanya artık müşteri konumuna düşmüş durumda.
Ancak Almanlar enerjide dışa bağımlı olmak istemiyor. Şu anda AB enterkonnekte şebekesine enerji satan Fransa, Çek Cumhuriyeti ve Belçika’nın kapasitelerinin gelecekte yetmemesi, fiyatlarını güncellemeleri (ülkemizde yapıldığı gibi!) risklerini de üstlenmek niyetinde değiller.
Hiç kuşkusuz Almanya yenilenebilir enerji yatırımlarını en yoğun olduğu ülkeler arasında. Herhangi bir Almanya gezisinde rüzgar santralleri hemen dikkatleri çeker. Mevsimine göre sapsarı kanola tarlaları keyifle seyredilir. Görüşmelerde çatıların fotovoltaik pillerle kaplı olduğu gururla vurgulanır. Ancak Almanya’daki şebeke (grid) smart değil! Diğer bir ifade ile yenilenebilir kaynaklardan üretilen enerjinin üretildiği yerlerden ihtiyaç duyulan yerlere iletilmesi için altyapı eksik. Bunun için yeni ağ yapımının yanı sıra yeni cihazlara ve yazılımlara da gereksinim var. Bunların karşılanması büyük fonlar ve uzun zaman gerektirdiği için de yenilenebilir enerji ağırlıklı olarak üretildiği yerlerde tüketiliyor. Esasen bu tür ile yapılabilecek üretimin potansiyeli de kapatılan nükleer santrallerin üretimi düzeyine çıkabilmekten hayli uzak.
Ülke bu nedenle fosil yakıtlara dayalı küçüklü büyüklü 50 adet santral kurmakta. Bu santrallerin devreye girmesinden sonra çevreye salınacak karbondioksit miktarında %20 dolayında bir artış olacak olması bile Almanya’yı nükleer santrallerden vazgeçmekten alıkoyamıyor.
Can cümleden azizdir!