Vanalar cephedeki askerler gibidir

VANALAR ASKER GİBİDİR

Vanalar cephedeki askerler gibidir


ST. Proses Otomasyonu Dergisi`ne ücretsiz abone olmak için -tıklayın-
 

 

METSO Automation 17 21 Mayıs tarihlerinde Antalya’da kağıt sektörü yöneticilerine bir seminer ve workshop düzenledi. Bu sırada şirketin Türkiye Genel Müdürü sayın Erol Altunkaya bize söyleşi yapma olanağı sundu, biz de kendisini soru yağmuruna tuttuk. Engin birikimine dayanarak yaptığı bilgilendirici ve vizyon kazandırıcı açıklamalarını sunuyoruz.

Erol Bey kâğıt sektörüne komple çözüm üretme konusunda METSO kadar başarılı firma yok. Sizin kadar kâğıt sektörünü de destekleyen firma da yok zaten. Önce sektör adına teşekkür ederiz. Sonra da ilk sorumu sorayım; kağıt üretim prosesi zor bir proses midir?
Kâğıt prosesi aya gitmekten daha zordur. Değişken sayısı en fazla olan ve kontrol edilebilirliği en zor olan değişkenler de kâğıt prosesindedir. Kâğıt prosesinde ölçülebilen 50 değişken bulunmaktadır. Başka hiçbir sektörde bu sayıda değişken yoktur. 
Ben kağıt sektöründeki QCS; Quality Control System çözümünü de prosesin zorluğunun bir göstergesi olarak görüyorum. Diğer proseslerde DCS yeterli iken kâğıtta yetmiyor.
Bunun nedeni değişkenlerin çokluğudur. Kâğıt prosesinde 33 farklı değişkeni ölçmek için 33 farklı sensör kullanılmaktadır. Ancak hala daha eksiklikler var, örneğin kâğıdın kalınlığı tam olarak ölçebilen sensör henüz icat edilemedi.

Ölçmek de yeterli değil, ölçülen değeri istenilen aralığa getirmek gerekli değil mi?
Ölçüm noktaları ile kontrol noktaları arasındaki mesafe çok uzun. Şimdiki zamanı ölçüp geleceği kontrol etmek istediğiniz için klasik kontrol sistemi, örneğin PID kullanamıyorsunuz burada. Dolayısıyla ya estimation teoriyi, örneğin Kalman filtrelerini kullanacaksınız ya da fuzzy mantık algoritmalarını kullanacaksınız. Proses Adaptive kontrol ve predictor kullanmak durumundayız.

Geleceği tahmin edip müdahaleyi ona göre yapmak zorunlu diyorsunuz.
Aynen öyle. Bir kere prosesin matematiksel modelinin bulunması lazım. Modeliniz ve geçmiş verileriniz varsa herhangi bir durumun geleceğini tahmin edebiliyorsunuz. Bugün fuzzy logic ile bu konuda gayet başarılıyız; %99’un üzerinde doğru sonuçlara ulaşıyoruz.

Kağıt prosesinin matematiksel modelini çıkartabiliyor muyuz?
Kâğıt üretim hattının matematiksel modeli bellidir. Bu hat hamur kasasından başlar, bobin sarmada biter. Komple model geliştirilmiştir. Dolayısıyla METSO’nun prediktiv kontrol sistemi bu model üzerine kurulmuştur. Kâğıt hattı temelde bir kurutma, su uzaklaştırma makinasıdır. METSO bu alanda dünyanın en ileri firmasıdır.
Kâğıt sektörlerin en zoru olduğuna göre bu alanda başarılı olan firma diğer sektörlere de otomasyon çözümleri üretebilir.

Siz diğer sektörlere de otomasyon çözümleri sunuyor musunuz?
Temelde bu doğru bir söylemdir. Ancak METSO prosesini bilmediği sektörlere prensip olarak girmiyor. Yalnızca hâkim olduğu proseslere çözüm üretiyor.  Firmamızın değerlerine baktığınız zaman bunu görüyorsunuz zaten; “çözüm ortağı olmak” sloganıyla hareket ediyoruz. Ancak bu sizi belli bir yere kadar getiriyor.  Diğer sektörlere de o sektörleri bilen partnerler bularak girebilirsiniz. Ancak bugüne kadar METSO sistemi verip mühendisliği başka firmalara yaptırtmadı.  Bunu yavaş yavaş değiştiriyoruz. Örneğin biz Petro-kimya ve enerji üretiminde de faaliyet göstermeye başladık. Ancak şunu da belirteyim; bazı sektörlerde PID kontrolör yeterli oluyor. PID’li çözümler herkesin bildiği, katma değeri görece düşük çözümler olduklarından herkesin rekabet edebildiği alanlar. METSO bu alanlardan uzak durmayı tercih ediyor. 

Petro-kimya ve enerji sektörlerine girmeniz yeni bir yapılanma getirecek mi?
Elbette. Bir kere proje desteği, eğitim gibi konular gündeme gelecek, bunların çözümü için kadro ve altyapı oluşturuluyor.  Örneğin şu anda İstanbul ofisimizde dört servis mühendisimiz istihdam edilmiş bulunmakta. Demo sistemlerimiz, simülatörlerimiz var. Gerek duyduğumuz durumda proje hazırlayabilecek yetenek düzeyine yükseldik. Hardware olarak da pano sistemlerini artık Türkiye’de yapmak istiyoruz. Panoların elektrifikasyonunu, fabrika kabul testlerini burada, kendi bünyemizde çözmek arzusundayız. Ülkemizde çok gelişmiş pano firmaları var. Onlarla işbirliği içinde olmak istiyoruz. Bu bize rekabet avantajı getirecek. Enerji konusunda iki lisansör firmamız var; Zorlu Enerji ve Gama Power. İlerde lisansör firmalarımızın sayısı arttıkça bizim enerji sektöründeki yerel çözümlerimize artacaktır. Bu firmalarla mühendislik anlamında işbirliği yapabiliriz.

Ülkemizde ve dünyada kâğıt sektörü ne durumda Erol bey?
Bilindiği gibi dünya son iki yıldır ekonomik kriz yaşıyor. Bu kâğıt sektöründe daha belirgindi. Bunun nedeni dünyanın en büyük kâğıt makinalarının Çin’e gitmesi ve orada çok büyük ölçekli üretim yapılması. 100 ton üretmek ile 1000 ton üretmek arasında birim maliyet açısından çok büyük birim maliyet farkı ortaya çıkıyor. Bu fark nakliye maliyetlerini de örtüyor ve Çin’de üretilen kağıdın daha ucuza ABD ve AB pazarına gelmesi ile sonuçlanıyor. Bu da oralardaki kâğıt üreticilerinin kapanmasına kadar varabilen sonuçlar doğuruyor.
Ölçek ekonomilerinin etkisi bu.
Çin bundan kazandı. Ülkelerine düşük ölçekli makina sokmadılar. Bundan sonra bu nedenle ülkemize de 400 tonun altında makina girmez. Bütün yatırım danışmanları bu yönde öğütler vermekteler.

Küçük makina sahipleri ne yapacaklar?
Tekstilde olduğu gibi Suriye’ye, Mısır’a, benzer ülkelere ikinci el makina olarak satacaklar. Devam etmek isteyenler pazarda var olabilmek için yüksek kapasiteli makina ile çalışmak zorunda.

Bunun için talep yaratmak gerekmiyor mu?
AB ülkeleri ile karşılaştırdığımızda Türkiye hala daha kişi başına kâğıt, karton tüketiminde beş altı kat geride. Ambalaj sektörü dünyada en hızlı büyüyen sektörlerden oldu. Dikkat ederseniz AB ülkeleri meyve ve sebzeleri de kâğıt ile sarıyorlar.  Keza gelir düzeyi arttıkça tissue dediğimiz hijyenik kağıt tüketimi artıyor. Dolayısıyla talep yaratmadan çok artan talebi karşılamak söz konusudur. Ancak artık kriz sona erdi. Bu yılın ilk çeyreğinde METOS tarihinin en büyü karını yaptı. Türkiye’de tissue çok hızlı büyüyor. Tekstilden kaçan para da tissue makinalarına geliyor.  Bu yıl iki tissue makinası satıldı, ikisi de METSO’dan komple çözüm ile alındı. Hükümet bir karar alıp tüm tuvaletlerde tissue kullanılacak derse pazar patlaması yaşanır.

Konuşmalarınızda METSO’nun enerji verimliliği odaklı çözümler geliştirdiğini de gördüm.
METSO bünyesinde çok sayıda bölüm var. Bunlardan biri de METSO POWER. Bu bölüm bizimle, METSO AUTOMATION ile aynı iş segmentinde. Dolayısıyla ortak hareket ettiğimiz alanlar bulunuyor. Örneğin kazan üretimi konusunda işbirliğimiz var. METSO POWER grubunun ürettiği kazanlar dünyanın en çevreci, karbon salınımı en düşük olan kazanlar. Patenti METSO’ya ait olan kazanlar. METSO’nun şirket değerlerine baktığımızda birinci sırada gelen değerin çevre olduğunu görürüz. METSO bütün faaliyetleri çevrecilik üzerine oturmuştur. Dolayısıyla düşük karbon salınımlı kazanlar inançlarımızın doğal sonucudur.

Erol Bey siz vana konusuna da büyük önem veriyorsunuz. Bu konuda kişisel çabalarınızla gerçekleştirmiş olduğunuz çok başarılı işler de var. Ülkemizde hala vana seçimi konusunda hata yapılıyor mu?
Şöyle anlatayım; bir otomasyon döngüsünün üç bacağı bulunur. Bunlar; ölçme, kontrol ve son kontrol elemanıdır. Bir otomasyon sisteminde sorun yaşandığında çoğunlukla ilk iki bileşene bakılır. Vanaya neredeyse hiç bakılmaz. Oysa son kontrol elemanı olan vanaları ben cephedeki askerlere benzetirim. Çünkü fiilen işi onlar yaparlar. Ancak en büyük problemler de vanalardan gelir. Bu problemleri sıralarsak başta yanlış seçilmiş, “size” edilmiş vana gelir. Herhangi bir proseste %5 vana açıklığı ile çalışan bir vana varsa orada otomasyon yoktur. Orada kontrol yoktur! Ne yazık ki vanayı müşteriler satın aldıklarında bu yanlış çok sık yapılmaktadır. Bunun da sebebi vananın boru çapına eşit, hatta daha büyük çapta seçilmesidir. Örneğin 100mm’lik bir vana olması gereken yere, boru 200mm diye  200 mm’lik bir vana koyduğunuz zaman hem kontrol konusunda büyük zaaf içinde olursunuz hem de daha büyük vana daha pahalı olduğu için daha fazla para ödemiş olursunuz. Gereken kontrolü sağlamak için vana çapı boru çapından küçük olmalıdır, diyebiliriz. Ancak çok büyük kadar çok küçük vananın da yanlış olduğu bilinmelidir. Şunu da belirtmek gerekir ki vananın ölçülendirilmesinin dışında prosese göre doğru seçilmesi de çok önem taşıyan bir konudur. Lineer vananın kullanılacağı yerler var, kullanılmayacağı yerler var. Örneğin bir hidrojen tesisinde lineer vana kullanırsanız ilk altı ay bir şey olmaz ama sonra emisyon kaçağı başlar. Bir hidrojen tesisinde emisyon kaçağı asla razı olunmayacak, çok tehlikeli bir durumdur. Aynı ilke oksijen tesisi için de geçerlidir. Eğer çok yüksek basınç nedeniyle lineer vana kullanılması gerekiyorsa emisyon kaçağını önleyecek özel bir tür kullanmak gereklidir. Buna dikkat edilmediği için ülkemizde başka bir firmanın lineer vanası kullanılan hidrojen tesisinde patlama olmuştur. Zarar çok büyük olmuştur. Gaz sızmış, bir yerden ark gelmiş ve patlama yaşanmıştır. Onun için Metsonun vanaları gland packing ile güçlendirilmiş ve emisyon kaçağı hemen hemen hiç olmayan vanalardır.

Sizin broşürünüzde buhar tesisinde yuva yapmış bir güvercin fotoğrafı var. Bu kadar sızdırmaz diyorsunuz yani.
Fotoğrafın çekildiği yer 2002 yılından bu yana çalışan bir tesis. Vananın salmastra çıkışına kuş yuva yapmış ve yumurtlamış. Benim de çalıştığım bir projeydi. Fotoğrafını servis mühendisi arkadaşımız çekti. Dünya çapında kullanılmaya başlandı. METSO’nun broşürlerine aldılar. Çevreci açıdan mükemmel bir fotoğraf oldu.

Çok güzel. Erol bey boru çapından küçük çaplı vana takmak hatta bir darboğaz yaratmaz mı, debi azalması ve buna bağlı olarak üretim düşüşü olmaz mı?

Olmaz. Kapasiteyi belirleyen pompadır. Vanadaki daralma akışkanın hızlanması demektir. Vanada yaşanan redüksiyon hız artışı ile sonuçlanır. Hız limitleri aşmadığı surece sorun yok.
Akışkanın vanadan hızlı geçmesi ömür kısalması, artan bakım maliyetleri gibi sorunlara neden olur mu?
Gazların, sıvıların akış hızlarının vana ömrü, aşınması üzerindeki etkileri bilinir. Bunun limitleri bulunur. Seçim buna göre yapılır. Malzeme ona göre seçilir.

Erol Bey METSO’nun vana seçimi konusunda bir karar destek yazılımı var, değil mi?
Evet, Internet sitemizden indirilebilir hem de ücretsiz olarak. Üstelik içinde çok kapsamlı, derin ve detaylı bilgiler içeren bir help dosyası var. Bu işin okulu yok ancak bu help dosyası tam ve kesin bilgiler içermesi sayesinde başka bir kaynağa gerek olmadan bilgi gereksinimini karşılıyor. 

TEKNOLOJİSİ EN ZOR OLAN VANALAR!
Bu yazılım çok önemli bir açığı kapatıyor gerçekten. METSO’ya teşekkür ederiz. Siz konuşmanızda metal yataklı vanaların ülkemizde imal edilemiyor olduğunu söylediniz. Ek açıklama yapmanızı rica ediyorum.
Metal yataklı vanalar teknolojisi en zor olan vanalardır. Sızdırmazlığın yüksek basınç değerlerinde bile sıfır olduğu vanalardır. Yüzey kalitesi burada son derece önemlidir. O kaliteyi CNC tezgâhlarla elde edemezsiniz. Metal yataklı vanalar elektron mikroskobu altında imal edilirler. METSO bu konuda dünya lideridir. Bu teknoloji bizde var ve çok gizli tutuluyor. Fabrikaya gittiğimizde bize bile göstermiyorlar.

“VANAYI VANA YAPAN POZİSYONERİDİR”

Vananın en önemli kısmı neresidir Erol Bey?
Mekanik kısmı artık önemsiz. Vanayı vana yapan pozisyoneridir.
Elektriğin istenmediği yerde pnömatik vana var olmaya devam edecektir dediniz.
En belirgin yer hidrojen tesisleri. Burada patlama riski olduğu için pnömatik tahrik sistemleri emniyetli.

“OTOMASYON MÜHENDİSLİÐİ PROSES BİLGİSİ ÜZERİNE OTURMAÐI TAKDİRDE İŞE YARAMAZ”

Erol Bey siz konuşmanızda vananın yerinin de çok önemli olduğunu belirttiniz.
Otomasyon sadece DCS’i, transmitter’i bilmekle olmaz. Otomasyon mühendisliği proses bilgisi üzerine oturmağı takdirde işe yaramaz. Bu hem benim hem de METSO’nun temel prensiplerindendir.  Bugün METSO her sektörde yoksa o sektörlerdeki proses bilgilerine vakıf olmaması nedeniyledir. Bizim uzmanlığa saygımız vardır. Şimdi bu ilkemiz ışığında açıklama yapayım: bir Kurum çok iyi vana, DCS, sensör seçimleri yapabilir, yine de arzu ettiği performansa ulaşamayabilir. Neyi nereye koyduğunuz da çok önemlidir. Kontrol vanalarında bu konu özellikle önemlidir. Kontrol vanası yalnızca kontrol yapmaz, bunun yanında akış hızını da değiştirir. Dolayısıyla vanadan sonra koyacağınız eleman eğer akış hızından etkilenecek türden ise ortaya çeşitli olumsuzluklar çıkabilir. Dolayısıyla vanadan sonraki elemanın performansı düşer, ondan aldığınız çıktılar istediğiniz gibi olmaz. Dolayısıyla bu boru/tesisat mühendisliğidir.
Kimya sadece borudur, derler zaten.
Onun için ben de yeni aldığım çalışma arkadaşımı kimya mühendisleri arasından seçtim. O arkadaşı yetiştireceğiz. Ancak artık proses otomasyon mühendisleri yetiştirmek zorundayız. Çünkü bu çözümler ancak bir ekip ile gerçekleştiriliyor. Fizikçi, yazılımcı, enstrumantasyoncu, DCS’ci vb. bu kişileri koordine etmek de çok önemli.

“POZİSYONERİN PERFORMANSI VANANIN SONUÇ VERME SÜRESİNİ BELİRLİYOR”

Bunu belirterek ülkemizdeki eğitim zaafına dikkat çektiniz. Maalesef proses bilenler otomasyon öğrenmeden mezun oluyorlar, kontrol bilenler de proses bilgisinden mahrum yetişiyorlar. Aralarındaki dil uyuşmazlığı nedeniyle de birlikte çalışırken iyi bir ekip olamıyorlar. Erol bey biraz önce bahsettiğiniz pozisyonerin önemini açıklar mısınız?
Kontrol döngüsündeki gizli kahramandır pozisyoner. Ben müşterilerimize hiçbir zaman satış ağırlıklı seminer vermem, hep teknik ağırlıklı seminer veririm. O nedenle de sistemleri a’dan z’ye incelerim, gerçek anlamda mühendislik yapmaya çalışmaktayım. Kontrol döngüsünde son kontrol elemanı aktüatör, pozisyoner ve vanadan oluşur. Ölçü elemanı değerleri topluyor, DCS bu değerleri değerlendirip ne yapılması gerektiğine karar veriyor. Son kontrol elemanı da kararı uyguluyor. Kararın uygulanmasında pozisyoner aktüatörü kontrol ediyor, aktüatör de vanayı kontrol ediyor. Bunların içinde en önemli olanı pozisyoner. Elektriği fiziksel dünyaya pozisyoner üzerinden veriyorsunuz. Onun performansı her şeyi belirliyor. Bugün otomasyon dünyasının en büyük derdi ölü zamandır. Çok hızlı değişen bir prosesi düşünün, örneğin bir dakika içinde 10 kez pik yapan bir proses olsun. Bunu ölçebilirsiniz, bu günümüz teknolojileriyle hiç de zor değil. Ancak bunu düzeltecek hareketi yaptırabilmeniz için çok hızlı çalışan da bir vananızın olması lazım. İşte vanaya baktığınız zaman vananın ölü bölgesi, oturma süresi, yükselme zamanı, overshooting’i çok kısa sürmeli ki prosesin hızlı değişimini yakalayabilsin. Bu performansı belirleyen pozisyonerdir.  Pozisyonerin performansı vananın sonuç verme süresini belirliyor. Piyasadaki pozisyonerleri karşılaştırıyorum. METSO’nun pozisyoneri sinyalleri milisaniye mertebesinde aktüatöre gönderiyor. Dolayısıyla biz milisaniye mertebesinde değişen bir prosesi kontrol edebiliriz. Ama piyasada öyle pozisyonerler var ki DCS’ten değiş emrine uyması dakikalar sürüyor. Benim yaptığım testlerde beş dakika, yedi dakika gibi değerler çıktı.   Aç diyor beş dakikada açıyor, kapa diyorlar yedi dakikada kapatıyor. Piyasa bunu bilmediği için DCS suçlanıyor. Vana tarafına bakınca doğru pozisyoner seçilmediği için dakikalar süren kayıplar var. Böyle bir problemle karşılaştığınız zaman pozisyoneri değiştirip ölü bölgeyi geri kazanmanız gerekiyor. Onun için biz pozisyoneri her türlü vanaya takılabilecek şekilde ürettik. Eğer buna imkan yoksa kontrolü PID’den alıp predictor tarzına vermeniz doğru olabilir. Burada tabii şunu da unutmamak lazım, single loop’ta predictor çok iyi sonuç veriyor. Single loop kontrolur kullanacaksanız PPID doğru tercihtir.
System response zamanı bu kadar uzun olursa kontrol yapılmış olmaz elbette. Her I/O için predictor kullanılır mı peki?
Kullanılamaz. Çünkü aşırı mikro işlemci gereksinimi ortaya çıkar. Onun bir yüklenme hesabı vardır. Ya daha fazla CPU yatırımı yapacaksınız ya da I/O sayısından taviz vermeniz gerekir.

Erol bey prediction ne ölçüde doğru yapılabilir?
O da benim master konum. Ben Adaptive kontrolde Kalman filtrelerini kullandım, Hocam’da  Kalman’ın öğrencisiydi. Artık Kalman filtrelerinin kullanıldığı alanlar azaldı.  Bugün bilinen en iyi predictorler  söyleşimizin başında da belirttiğim gibi fuzzy logic ile yapılıyor. Ben hep körfez savaşlarını buna örnek vermişimdir. Birinci körfez savaşı Kalman filtreleriydi, estimation theory idi, ikinci körfez savaşı da fuzzy logic idi. İkinci savaşta silahlar daha fazla isabet kaydetti. Çünkü uçakların oto pilotlarını kontrol eden sistem estimation theory’den fuzzy logic teorisine döndü. Sonuç ABD adına daha başarılı oldu. Proses kontrolünde de aynı durum söz konusu.

Erol Bey kağıt sektöründe akışın dışında başka ne kontrol edilir?
Retention örneğin. Retention hamurun elek üzerinde ne kadarının kağıt olduğu ne kadarının geri döndüğü ile ilgili bir orandır. Bu oranın yüksek olması verim göstergesidir. Yüksek olması için de bir kimyasal kullanılır. Bu sayede retention istenilen düzeyde tutulur. Bunun dışında yine yukarıda belirttiğim gibi seviye, sıcaklık, debi vb. çok sayıda değişken kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Öyle kimyasal additifler var ki, proses girdiklerinde anormal sıcaklık yükselmelerine neden oluyorlar. Sıcaklık kâğıt sektöründe kopmalara neden olduğu için istenmeyen bir değişimdir.

METSO’nun transmitterleri hangi açılardan üstün?
İki çok önemli açıdan üstündür. Birincisi repeatability dediğimiz alanda. Bu kavram aynı ölçümü tekrar ettiğinizde ne kadar hata yaptığınızı gösteren bir kriterdir. Bizim cihazlarımız bu konuda çok çok iyidir. İkinci önemli konu da ölçüm hızıdır. Çok hızlı bir proseste değişkenin değişme hızını yakalayacak hızda ölçüm yapılması gerekir. METSO transmitterleri bu açıdan da çok ileridir. Bu çok önemli bir konu; transmitter değişim hızını algılayıp DCS’e yollayacak, orada işlenip karar üretilecek, son kontrol elemanına gönderilecek. Bu arada değişken birkaç kez daha değer değiştirmiş olabilir.  

METSO’DAN İNSANSIZ LABORATUAR ÖLÇÜM SİSTEMLERİ

Konuşmanızda METSO’nun yalnızca proseste değil, laboratuarda da ciddi çözümler ürettiğini belirttiniz. Ek bilgi verir misiniz?
İşin içinde insan olan sistemlerde değişkenlik fazla oluyor. Basit bir ölçüm bile iki farklı kişi tarafından farklı çıkıyor. Vardiyalar arasında tutarlılık kaybolabiliyor. Bu nedenle METSO insansız laboratuar ölçüm sistemleri geliştirdi. Bu sistemde işleri bilgisayar yapıyor, insan yapmıyor. 15 -16 ölçme işlemini otomatik numune almak suretiyle yapıyor ve çok kısa süre içinde de size sonuçları veriyor. Manüel olarak 4 saat 15 dakika süren ölçüm 15 dakikaya inmiş durumda. Hem çok yüksek bir hız hem de çok yüksek güvenilirlik. Ayrıca tabii otomasyonun temel getirisi olan düşük maliyet de var. 

Giderek off line ölçümler on line oluyor. Bir de “laboratuar artık proses içine girmiş” yorumu yapabilir miyiz?
Yapabiliriz. Çok yavaş değişen değerleri laboratuar cihazları ile de ölçebilirsiniz. Ayrıca laboratuar verilerini çok uzun yıllar saklayarak uzun erimli istatistiksel analizler yapabilirsiniz. Değişkenler endüstri mühendisleri, kalite kontrol uzmanları tarafından çok yönlü incelemeye tabi tutulabilir. METSO’nun bu tür analizler için geliştirmiş olduğu araçlar da bulunuyor.

Bütün bu ürünler hep bilgi tabanlı. Dünyanın tüm aklı başında firmaları gibi METSO da başarının en önemli bileşeninin eğitim olduğunu idrak etmiş bulunmakta. Bu konuda yapılan çalışmalara örnekler verir misiniz?
Ar-Ge dışında METSO belli düzeydeki yöneticilerine ileri eğitimler aldırıyor. Bunun için İsviçre’nin International Management Development okulunda yönetim eğitimleri aldırıyor. Buna CEO’da bölüm yöneticilerine kadar olan kişiler dahil. Bugün METSO gibi bir firmanın CEO’su en az iki hafta böyle bir eğitime zaman ayırıyorsa buna saygı duymak gerekir. Bizim şirketimizin prensibi mühendisleri yöneticilik eğitimi ile yükseltmektir. 

Çok teşekkürler.

Proses sektörü haberleri için -tıklayın-
 

Güncelleme Tarihi: 16 Temmuz 2010, 14:00
YORUM EKLE
Dergiler
Partnerler