Özel sektör krizlere hazırlıklı değildi

KRİZ SONRASI İÇİN ELEKTRİK YOK

Özel sektör krizlere hazırlıklı değildi
Satınalma Zirvesi

Active Academy tarafından düzenlenen 3. Risk Yönetimi Zirvesinde konuşan Hakman, 6 ay öncesine kadar ekonominin sorunlarının konuşulduğu her toplantının en önemli konusunun enerji olduğunu hatırlattı. 
Enerji konusunun ön plana çıkmasının, somut iki risk algılanmasından geldiğini anlatan Hakman, şunları kaydetti: 
``Enerji, insanların yaşam kalitesinin, üretimin, sanayinin, en önemli girdilerinden biri. Uygarlığın en önemli girdilerinden biri olan enerji, iki riskle karşı karşıyaydı. Birincisi arz güvenliğiydi, yani enerjinin ihtiyacı olana ihtiyacı kadar ulaştırılabilmesiydi. Özellikle Çin, Hindistan gibi çok büyük nüfusa sahip ülkelerin çok hızlı geliştiği ve dolayısıyla enerji taleplerinin artığı dünyada, yeterli enerjiyi sunabilmek büyük bir risk olarak algılanıyordu. İkinci risk ise çevre riski. Küresel ısınmanın, insanlık için yarattığı tehditlerin bütün dünya farkında ve küresel ısınmaya dolayısıyla karbon salınımlarına enerji neden oluyor. Son 6 ayda krizden dolayı bu konu göz ardı edilmeye başladı.`` 
Hakman, krizde düşen üretimin enerji piyasalarını da etkilediğini, enerji talebini azalttığını ve enerji piyasasına yapılacak yatırımların aciliyetini kaybettiği algısına yol açtığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: 
``Bugün, gerek enerji kaynaklarını geliştirmek gerekse enerjiyi ihtiyaç duyulan şekle dönüştürmek, yani özellikle yeni petrol ve doğal gaz sahalarının geliştirilmesinden yeni boru hatlarının yapılmasından elektrik santralleri ve rafinerilerin kurulmasından söz ediyorduk. Tüm bunlar, bugün başladığınız zaman kullanıma geçmesi en az 3-4 sene olan yatırımlar. Bu gözle baktığımızda, bugün enerjiyle ilgili olarak yeni bir risk ortaya çıkmıştır. Bu da yatırımların ertelenmesi veya iptal edilmesidir.`` 
Yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesinin devlet desteğiyle olduğunu, krizden önce özellikle rüzgarın, yenilenebilir enerji kaynağı olarak konvansiyonel enerji kaynaklarıyla rekabet edebilir düzeye geldiğini belirten Hakman, düşen petrol fiyatlarıyla yenilenebilir enerji yatırımlarının azaldığını, bunun da bir risk içerdiğini kaydetti. 
Türkiye`de bu durumun küresel olarak ortalamada görünenden daha vahim olduğunu ve kişi başına düşen enerji tüketiminin OECD ülkelerinin dörtte biri seviyesinde bulunduğunu dile getiren Hakman, Türkiye`de son 60-70 yılda sadece 2001`de elektrik tüketiminin düştüğünü, ancak 2009`da elektrik kullanımının sabit kalacağını söyledi. 
Bir yandan sanayideki elektrik tüketimi düşerken, konutlar ve ticarethanelerdeki tüketimin gerek nüfus artışından gerekse şehirleşme trendinden yükseldiğini dile getiren Hakman, ``Türkiye`nin kriz sonrası dönemine baktığımızda önündeki önemli bir risk, ihtiyaç duyduğu elektriğe sahip olmamasıdır. 2009, enerji açısından sıkıntısız geçeceği garanti olan bir yıl olmayacaktır. Bunun dışında bu yatırımların yapılabilmesini sağlamak için de rekabetçi piyasanın daha da derinleştirilmesi, kurumsallaştırılması gerekiyor`` diye konuştu. 
     
ÖZEL SEKTÖRÜMÜZ BU TARZ KRİZLERE HAZIRLIKLI DEÐİLDİ     
Koç Bilgi Grubu Genel Müdürü Mehmet Nalbantoğlu da riskleri yönetebiliyor olmanın varlığı sürdürebilmek için önem arz ettiğini bildirdi. 
Krizde Türkiye`de farklı sektörlerde farklı risk denetiminin olduğunu gözlemlediğini, özellikle finans sektörünün bu krize daha hazır bulunduğunu vurgulayan Nalbantoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: 
Ancak kriz öyle bir noktaya gidiyor ki reel sektörün şu an içine düşmüş olduğu durum, finans sektörünün hiç öngörmediği bir riski getirdi. Özel sektörümüz bu tarz krizlere hazırlıklı değildi ve birçoğu ciddi kredi yüküyle bu krize girdikleri için kredilerin çevrilmesi birçok kurum için gittikçe zorlaştı, hatta imkansızlaştı diyebiliriz.`` 
Geçen yılki zirvede, ``Olaylar daha da kötüleşmeden Merkez Bankasının veya diğer kamu kuruluşlarının ihracatı acilen teşvik etmesini`` önerdiğini hatırlatan Nalbantoğlu, ``Anladığım kadarıyla farklı bir formatta da olsa, bir yıl gecikmeli olarak ihracatın 1 milyar dolar gibi bir rakamla teşvik edileceğini, dün Sanayi Bakanımız açıklamış. Bu güzel bir olay`` dedi. 
Nalbantoğlu, Kredi Garanti Fonunun kurulup, bu fonla özel sektörün desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: 
``Bu konuda çok pozitif olabilirim, ama çok ciddi endişelerim var. Reel ekonomimizdeki birçok kuruluşun faaliyetlerinden geri ödeyemeyeceği kadar finansal risk taşıdığı böyle bir ortamda eğer bu şirketleri destekleme pahasına kredi garantörlüğü yapmaya kalkarsak, bir vergi ödeyen olarak ben ciddi endişeler duymaktayım. Bunun çok hassas bir şekilde değerlendirilmesini bekliyorum.`` 
     
KRİZ ANLAŞILAMADI
     
Sabancı Holding Risk Yönetim Direktörü Tamer Saka ise ``Risk yönetiminin en önemli unsuru proaktif olunması`` dedi. 
Risk yönetiminin, sorunları ortaya çıkmadan fark etme ve ortaya çıktıktan sonra yaratacağı etkiyi bugünden azaltabilme olduğunu vurgulayan Saka, şöyle devam etti: 
``Bu kapsamda risk yönetimi, objektif gerçekliklere dayanmalıdır. Sorunlar ortaya çıktıktan sonra yapılanlar, genelde risk yönetimi değil, kriz yönetimidir. Maalesef artık tüm dünya ve Türkiye, bir krizin eşiğindedir. Proaktif olabilme şansı ne dışarıda ne de içeride kullanılamamıştır. Özellikle Türkiye içerisinde, gelmekte olan kriz anlaşılmak istenmemiş veya anlaşılamamıştır. Eğer Türkiye, kuralları yeniden belirlenecek yeni ekonomik dünyada etkin bir rol almak istiyorsa, bunun gereğini daha da gecikmeden hayata geçirmeye başlamalıdır.

Güncelleme Tarihi: 26 Şubat 2009, 15:38
YORUM EKLE

Solaredge

Solaredge

Dergiler
Partnerler